M.ARSLAN
  Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK
 

NECİP FAZIL KISAKÜREK

  Bir ‘’Ben’’ şairi gibi konuşur şiirlerinde ancak dikkat edilirse görülür ki o, toplumun tek tek sorunlarını ele almış ve Türk aydınının yaşadığı buhranları anlatmıştır. Şiirlerinde maddi âlemden manevi âleme sığınmışlığın refahlığı göze çarpar. Şiiri bir hakikat arayıcılığı olarak görür ve “Allah için sanat” ilkesini benimser.

  O, şiir ile fikir arasında doğrudan ilişki kurar. Bu nedenle Necip Fazıl’ın şiiri, Türk milletinin yaşadığı sosyal ve kültürel dalgalanmaların doğal yansımasıdır.

  O, Türk toplumunun kendini bulmasında her şeyi ön sezgisiyle tespit etmiş. “Beklenen sanatkârdır.”

  Şairliği küçük ve adi hissizliklerin üstünde gören, onu idrakin en ileri aşamayı kabul eden bir sanatkâr’dır. Saf fikir kadar şiire de hâkim olan N. Fazıl; fikir davası ve şiir yönlerini ustalıkla bütünleştirmiştir.

  Şiirinde ruh bilim boyutunda bir havayı teneffüs eden, şair daima yalnızdır. “sukutun nabzını dinler, ölümü düşünür, sokaklarla dertleşir. Kimsenin olmadığı yerlerde gezer, gerçek hakikati şiirleriyle arar.

  Kaldırımların karasevdalı eşidir. Edebiyat dünyasına ismini duyurduğu “Kaldırımlar” adlı şiirinde felsefi buhranlarını gündeme getirmiştir.

  Aydın endişesi (Kriz entelektüel) dediği fikri hesaplaşmaları etrafında ördüğü şiir politikası, tamamıyla eşsizdir. Uykuya, sokaklara, ölüme sığınmak ve rahatlamak sonuç olarak da Allah’a (gerçek kanaatkâra) ulaşmak arzusundadır. Edebiyatımızda Bahem hayatı yaşayan ender şairimizdir.

  Şair, ölüm temasını o zamana kadar ki şairlerden farklı, özgün ve etkili bir tarzda ele almıştır.

  Hayatın tüm alıkoyan yönlerine ve kalabalık insan gruplarına rağmen o, yalnızdır. Bu yalnızlık onu fikri buhranlara ve ölüme sığınmaya götürmüştür. Onda çok önemli ikinci tema da sonsuzluk temasıdır.

  Günlük hayatın önce meşguliyetine rağmen ‘’metafizik’’ ürperti, yalnızca hayal, kuşatıcı hassasiyet ararken ölüm, ahiret, cin, büyücü, şeytan, sonsuzluk bunalımları yakasını bırakmamıştır. O, düşünen bir beyine sahiptir. Omuzları üstünde taşıdığı şeyin kıymetini bilen şair bizlerin uyanmasında büyük hizmetlere sahiptir.

  N. Fazıl, yaşadığı dönemin sorunlarından dolayı karamsarlık içine düşmüştür. Şeflerin ülkesinde Allah diyenler yallah hapse atılırdı. Büyük kurtarıcıyı bekleyen üstat iniltilerini anlamayacak ve bütün çelişkilerine çözüm üretecek cemiyeti bulamaz, sonuçta da korku içinde kalır. İçinde bulunduğu durumlardan memnuniyetsizlik sonucu hürriyet teması üzerinde yoğunlaşmıştır.

  Şiire ilk başladığı yıllarda (gençlik) kısa bir süre dönemin beğeni sınırları içinde ilke şiirine yönelmiş fakat sonraları mistik yapıya bürünmüştür.

  Onun yaşadığı gençlik yılları hakkında biz dindarlar dahi yanlış bilgiye sahibiz. O, birilerinin dediği gibi hayatı hiç yaşamadı. Kendi ifadeleriyle boşlukta kaldığı yıllar oldu o kadar. Peki, kendi öz eleştirimizi yapalım. Bizim boşluğa düştüğümüz yıllar olmadı mı? Yanlışlıklar içinde yüzdüğümüz günler ne olacak? Kimse melek değil, öyle değil mi? Onun gibi konaklarda dadılarla özel ve özenle geçen bir çocukluk ve arkasından gençlik yaşasaydık acaba bu günkü konumumuz ne olurdu? Helal olsun ona ki 27 yaşında tasavvuf deryasına dalabilmiş. Hatalarını gören ve hakikati dile getiren eserleriyle gönüllere taht kuran kişi üstün kişi değil midir? Ben onunla babam sayesinde ortaokul 1. sınıfta tanıştım. Kaldırımları da o zaman ezberledim. Anneciğim şiirini o yıllarda anneme okurdum. İlk şiirimde Üstadım N.Fazıl’ın izi vardır.

  Bugünden tezi yok hemen bir eserini alıp okumalısınız. Haftaya yine üstatla devam edeceğiz. Şimdilik kalın sağlıcakla…

İlk okuyacağınız eseri ÇİLE ya da ÇÖLE İNEN NUR olabilir.

AKLINIZ VE GÖNLÜNÜZLE YOLUNUZ AÇIK; ALNINIZ AK OLSUN.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  Bugün 23 ziyaretçi (42 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=