M.ARSLAN
  AB'YE UYUM VE TÜRKİYE'DE EĞİTİM SON ŞEKLİ
 

     ANKARA ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ
EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
EĞİTİM  LİSANSÜSTÜ PROGRAMI


EĞİTİMİN POLİTİK ANALİZİ DERSİ


AVRUPA BİRLİĞİNE UYUM VE TÜRKİYEDE EĞİTİM
 ÖZET 



Öğretim Üyesi

(Doç. Dr. Seçkin ÖZSOY)

 

 


 Hazırlayan

Muzaffer ARSLAN
(08630114)

 
Ankara
Ekim, 2008




AB'YE UYUM VE TÜRKİYE'DE EĞİTİM


GİRİŞ

   Avrupa Birliği’ne uyum kapsamında “tarama” süreci tamamlanan 15 konudan biri eğitim ve kültür. Kimine göre “eğitim” konusu AB ile müzakere sürecimizin kolay başlıklarından biri olacak. Acaba gerçekten öyle mi? Yoksa Türkiye bu alanda köklü yapısal dönüşümler yapacağı bir döneme mi girecek?
Doğru olan bu işin gerek içerik gerekse fiziki anlamda büyük bir değişim ve dönüşüm gerektireceği. 
   Dr. Gökhan Tuzcu tarafından hazırlanan “Avrupa Birliği’ne Giriş Süreci ve Eğitimde Vizyon 2023” adlı bu çalışma Türkiye’yi eğitim alanında AB’ye uyumda zorlu bir dönemin beklediğini gösteriyor.
   Örneğin AB genelinde nüfusun sadece yüzde 1’i okuma-yazma bilmezken, bu oran Türkiye’de yüzde 13. Bu da şu anlama geliyor: Türkiye’de 7.6 milyon kişinin okuma-yazması yok. Ama daha da kötüsü, okul çağında olup da okuma-yazma bilmeyen 1.6 milyon çocuk ve gencimiz var.
Okul öncesi eğitim AB'nin gerisinde kaldığımız bir başka alan. AB genelinde okul öncesi eğitimde okullaşma oranı yüzde 75, bizde ise bu oran yüzde 8.
   Ortaöğretimde okullaşma oranı bizde yüzde 50, AB’de yüzde 90. AB genelinde derslik başına 20 öğrenci düşüyor. Bizde verilen rakam 30. Ama bu rakam ne kadar doğru? Çuvalla para ödenen özel okullarda bile dersliklerde 20 öğrenci sayısının zar zor tutturulduğu bir gerçek.  
   AB genelinde öğrenci başına yılda ortalama 6 bin dolar harcama yapılırken bizdeki rakam 650 dolar. Demek ki AB’de insan kaynaklarına yapılan yatırım bizdekinin 10 katı.
Kişi başına milli gelir olarak Türkiye’ye en yakın AB ülkesi olan Polonya ile Türkiye’yi kıyaslayalım. Polonya’da gayri safi milli hasıladan eğitime ayrılan pay yüzde 5.4'ken bizde aynı oran yüzde 3.8. Polonya’da okul öncesi eğitimde çocuk başına 2.747 dolar, bizde 490 dolar harcanıyor. İlköğretimde ise öğrenci başına Polonya’da bin 496, bizde 760 dolar ayrılıyor. Üniversitede öğrenci başına yapılan harcama ise Polonya’da bizdekinin neredeyse 3 katına yakın.
   Polonya, AB ile eğitim alanındaki müzakere dosyasını tam 4 yılda kapatabilmiş. Bakalım biz bu işi kaç yılda kotarabileceğiz. Hızlı bitsin isteniyorsa önemli yapısal değişiklikleri yerine getirmek ve fiziki atılımlar yapmak gerekecek.
   “ Türkiye’nin eğitim alanında istenen kriterleri karşılasa bile süreç içerisinde siyasi nedenlerden kaynaklanan ek koşullarla boğuşmak zorunda kalabileceğini” hatırlatan TED Başkanı Selçuk PEHLİVANLIOĞLU bilinçli olamaya davet ediyor siyasileri.
   Eğitim AB sürecinde Türkiye’nin öncelikli reform alanı olarak karşımızda duruyor. Türk Eğitim Derneği’nin araştırması, sadece AB ile karşılaştırmaları yapmakla yetinmeyip eğitimdeki hedeflere ulaşmada stratejik bir plan önerisi de geliştirmiş.
   AB sürecindeki en önemli konulardan birine parmak bastığı için derneğimizi kutluyorum. Buna gerçekten çok ihtiyacımız vardı.
   Türkler olarak AB’ye ayak uydurma sürecinde günlük yaşantımıza yansımaları itibariyle en çok eğitimdeki uyumun yararını göreceğiz



TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

   Avrupa Birliği 1994’e kadar Avrupa topluluğu ya da Avrupa ortak pazarı ifadeleriyle alınılmıştır. Bu topluluk altı ülkenin (Federal Almanya, Fransa İtalya Belçika Hollanda ve Lüksemburg ) Avrupa kömür ve çelik topluluğu anlaşması, daha sonra da “gümrük birliği” için roma anlaşmasını (25 Mart 1957) imzalamaları ile ortaya çıkmıştır.
   Bu 6 ülkenin kurduğu birliğe daha sonra başka Avrupa ülkeleri de dahil edilmiş ve günümüzde sayıları 25’e çıkmıştır.
   2004 AB’nin nüfusu 454 milyona, resmi dillerinin sayısı da 20’ye yükseldi
   Avrupa Birliği ülkeleri 1 Ocak 2002 ‘den itibaren 3 ülke hariç ( Danimarka İsveç İngiltere ) kendi para birimlerini bırakıp ortak para birimi olarak Euro’yu kabul ettiler.
   AB ülkeleri 22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag zirvesinde tam üyelik öncesi yerine getirilmesi gereken bazı kriterler belirlemiştir.
1.Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlık haklarına saygı,
2.İşleyen bir pazar ekonomisi ve AB içindeki piyasa güçlerine ve rekabet baskısına karşı koyma,  
3.Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin hedeflerine uyma ve üyelik yükümlülüklerini üstlenme
   Bu kriterler 3 grupta toplanmış ve Kopenhag kriterleri adını almıştır.1997’de Lüksemburg zirvesinde alınan kararlarda da üyelik için bu kriterlerin gerçekleştirilmesi şartı konulmuştur.
 Bu bağlamda 4 Ağustos 2002 ve 23 Ocak 2003 tarihlerinde TBMM, AB Uyum Yasalarını (Avrupa Uyum Paketi) onaylamıştır. Bu yasal değişimin, demokrasinin gelişimiyle birlikte AB’ye tam üyelik yönünde Türkiye’ye güçlü bir ivme kazandırması beklenmektedir.
   Türkiye Cumhuriyeti 1987’de AB’ye tam üyelik için başvuru yapmış, 3 Ekim 2005 tarihi itibariyle de tam üyelik müzakerelerine başlanılmıştır.

   Türkiye, Avrupa ekonomik topluluğunun 1958’de kurulmasından kısa bir süre sonra, Temmuz 1959’da bu topluluğa tam üyelik için başvurmuştur.11–12 Aralık 1999da Helsinki’de gerçekleştirilen Avrupa konseyi zirve toplantısında Türkiye’ye aydınlık statüsü tanındı.6 Ekim 2004 tarihinde Avrupa komisyonu, Türkiye’nin kriterleri önemli ölçüde gerçekleştiğini ve müzakerelerinin başlatılması gerektiğini belirtti.17 Aralık 2004 tarihinde ab devlet ve hükümet başkanları zirvesinde Türkiye ile müzakerelere 3 Ekimde başlayacağı ilan edildi ve bu tarihte müzakerelere başlandı.

Avrupa Birliğinin temel değerleri

İnsanlık onuru
Demokrasi
Hukuk’un üstünlüğü
Eşitlik
Temel özgürlükler
Ulusal kimliğe saygı
Barış ve dayanışma


AB EĞİTİM POLİTİKASININ TEMEL AMAÇLARI

   AB eğitim politikası ilk kez 1971 ve 1972 yıllarında ele alınmış ve kararlar alınmıştır. Buna göre: Birliğin toplumsal ve insanî alanlarda gelişmesi ve eğitimin ulusallığı çerçevesinde üye devletlerin eğitim geleneklerinin çeşitliliğine saygı duyularak eğitimin yöntem ve programlarını standartlaştırmamaya büyük önem verilecektir.
? Eğitim alanında üye ülkeler arasında sağlanan işbirliğinin amacı; eğitim ve öğretimin niteliğini artırmak,
? Üye ülkelerdeki kuruluş ve bireylerin geleceklerini bir Avrupa boyutu çerçevesinde görmelerini sağlamak,
? Toplulukta uygulanan sistem ve uygulamalardaki farklılıklar zenginliğinden tam olarak yararlanmaktır.
? Bu amaçlar çerçevesinde; 1976 yılında  “Topluluk Faaliyet Programı” kabul edilmiştir. Bu programa göre;
? Göçmen işçi ve çocukları için daha iyi kültürel ve meslekî bir eğitim,
? Üye ülkelerin eğitim sistemleri konusunda ortak bir anlayış düzeyine ulaşma,
? Temel belge ve istatistiklerin toplanması,
? Yükseköğretimde işbirliği,
? Yabancı dil eğitiminin iyileştirilmesi,
? Fırsat eşitliğinin sağlanması,
? Gençlerin meslekî eğitimlerinin desteklenmesi,
? Okuldan meslek hayatlarına geçişlerin düzenlenmesi,
? Gençliğin istihdam tedbirlerinin alınması konularında kararlar alınmıştır.
Bu kararlar sonucunda, AB ülkelerindeki toplumsal, ekonomik ve kültürel değişime uyum sağlayacak yönde tüm üye ülkelerin eğitim sistemlerinde bazı dönüşümler başlatılmıştır. Birlik üyeleri eğitim sistemlerindeki değişikliklerde iki amaç hedeflemiştir.

? Her türlü eşitsizliğe karşı mücadele etmek, kişiliğin gelişmesini sağlamak ve çocukların, geniş anlamda toplumsal yaşama hazırlanmasını kolaylaştırmak,
? Bireylerin meslekî yaşama hazırlanmalarını güvence altına almaktır.
   Söz konusu hedeflere ulaşmak için, üye ülkelerin hemen tümü, 6-16 yaşları kapsayan zorunlu eğitimi yeniden düzenlemişlerdir. Ayrıca, bu iki temel amacı gerçekleştirmek için oluşturulan Meslekî ve Teknik Eğitimi Geliştirme Danışma Kurulunca şu amaçlar belirlenmiştir:
1. Eğitimde fırsat eşitliğini yaygınlaştırmak ve sürekliliği sağlamak,
2. Eğitimin niteliğini yükseltmek,
? Üye ülkelerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanarak eğitim sistemlerini düzenlemek,
? Üye ülkelerde ortak demokratik değerleri geliştirmek,
? Topluluğun çok kültürlü özelliğini anlamak,
? Bireylerin, topluluk ölçeğinde Avrupalılık bilincini oluşturmak
   Üye ülkeler arasında iş birliğini ve dayanışmayı sağlamak amacıyla, üye ülke yurttaşları arasındaki karşılıklı anlayışı özendirmek ve Avrupa bilincini aşılamak, bu süreçte öğrenci ve öğretmenleri eğitmek ve tüm ar-ge alanlarına etki katılımlarını sağlamak, her üye ülke kendi sosyo-ekonomik yapısına uygun sistemi uygulamakta serbest olmakla birlikte, ulusal sistemler içinde yer alması gereken kimi toplumsal kriterler vardır. Eğitim alanında birliğin temel yaklaşım politikası, üye ülkelerin eğitim sistemlerinin belirlenen genel ilkeler ve kriterlerle çelişmeyecek biçimde düzenlenmesidir.
Yönetim içerik ve biçim bakımından ‘tek tip’ eğitim yerine, üye ülkelerinin kendi ulusal özelliklerine göre biçimlenen eğitim politikalarının karşılıklı görüş alışverişiyle uyumlulaştırılmasını ön görmektedir.



   
AB’NİN EĞİTİME İLİŞKİN UFUK HEDEFLERİ

Eğitimin özellikle üye ülkelerinin dillerinin öğretimi yoluyla geliştirilmesi
Ülkeler arasında öğrencilerin ve öğretmenlerin hareketliliğinin ve diplomalarının tanınmasının sağlanması
Öğretim kurumları arasında işbirliğinin geliştirilmesi
Üye ülkelerinin eğitim öğretim sistemlerinin ortak sorunları konusunda bilgi ve deneyimlerinin aktarılması
Gençlerin ve eğitmenlerin ülkeler arasındaki değişimin desteklenmesi
Açık öğretim ve uzaktan öğretim sistemlerinin geliştirilmesi
Uluslar arası kurumlar ile eğitim konusunda işbirliğinin geliştirilmesi
Teknolojik gelişmelere uyum sağlanması sürekli mesleki eğitimin geliştirilmesi mesleki eğitimin geliştirilmesi mesleki eğitime erişim olanaklarının arttırılması
Eğitim kurumlarıyla işyerleri arasında işbirliğinin geliştirilmesi
Avrupa vatandaşlığı kavramının yerleşmesine katkıda bulunulması.


AB VE EĞİTİM

Eğitim kalitesinin sürekli olarak iyileştirilmesi
Gençler, öğrenciler, öğretmenler ve her seviyedeki okullar arasında işbirliğinin ve değişimin arttırılması
Ulusal eğitim sisteminde Avrupa boyutunun geliştirilerek diplomaların ve eğitim sürelerinin karşılıklı tanınması
Uzaktan eğitim sisteminin geliştirilmesi
Mesleki eğitim ve yaşam boyu eğitimin teşvik edilmesi ve kalitesinin artırılmasıdır.

 



AVRUPA BİRLİĞİ EĞİTİM PROGRAMI

SOCRATES

   Avrupa bilgisi oluşturmak yüzyılın büyük zorluklarına karşı daha iyi tepki ve cevap vermek ve hayat boyu öğrenmeyi sağlamak
   Herkes için eğitimi teşvik etmek ve kabul edilen beceri ve niteliklerin kazanılmasına yardımcı olmak
   Eğitimin her alanında Avrupa işbirliğini esas alan Sokrates programında bu işbirliği değişim birleşik projeleri organize etme fikirleri ve başarılı uygulamaları paylaşma için Avrupa birliği ağını kurma ortak çalışma ve karşılaştırmalı analizler yapma gibi değişik şekillerde gerçekleştirilmiştir.
Program, yaşam boyu eğitim sağlamak üzere belirlenen hedefler:
   1.Herkes için nitelikli eğitim ve öğretimin geliştirilmesi,
   2.Eğitim için açık bir Avrupa alanının yaratılmasına katkıda bulunulması.
 Sokrates programıyla; Erasmus Programı kapsamındaki yükseköğretim öğrencilerinin değişimleri ve Lingua Programı kapsamındaki yabancı dil öğrenimi çalışmalarının sürdürüldüğü gibi, öğretimin her düzeyinde yeni etkinlikler de gerçekleştirilmektedir.


SOCRATES ALT PROGRAMLARI
Comenius Okul öncesi, ilk ve orta öğretim
Erasmus Yüksek öğretim
Grundtvig Yetişkin eğitimi ve hayat boyu eğitim

Minerva Uzaktan eğitim-bilgi ve iletişim teknolojileri

Lingua Avrupa dilleri eğitimi
Gözlem ve yenilik Eğitim sistemleri/politikaların izlenmesi

Ortak faaliyetler Diğer Avrupa programları ile ortak eylemler
Destek faaliyetleri Diğer eylem alanlarında yer almayan destek faaliyetleri
                                      

COMENİUS NEDİR

Socrates’in alt faaliyet alanı olup hedefleri;
Eğitimde nitelik geliştirmek
Niteliği sağlamlaştırmak
Dil öğretmek
Kültürler arası bilinci yerleştirmektir.
AMAÇ
Daha kaliteli eğitmen yetiştirmek
Denenmemişi denemek
Sadece ülkemize ait olan sorunlar değil diğerlerinin sorunlarını da önemsemek
Etkili öğretim materyalleri geliştirmek ve denemek
Ortaya ürün koymak uygulamak yöntem geliştirmek
Çok kültürlülükten yararlanmak

ERASMUS, YÜKSEK ÖĞRETİM

   Programın amacı Avrupa'da yüksek öğretimin kalitesini artırmak ve Avrupa boyutunu güçlendirmektir. Erasmus programı, üniversiteler arasında ülkelerarası işbirliğini teşvik ederek; öğrencilerin ve eğitimcilerin Avrupa'da karşılıklı değişimini sağlayarak; programa katılan ülkelerdeki çalışmaların ve alınan derecelerin akademik olarak tanınması ve şeffaflığın gelişmesine katkıda bulunarak bu amacı gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Daha kaliteli yükseköğretim sunan Avrupa'da mezunlar daha donanımlı, iş dünyasının beklentilerine daha fazla cevap veren bireyler olacaklardır.
   Program, sunduğu hareketlilik olanağı ile Avrupa halklarının birbirlerini algılamasındaki önyargıların yükseköğretim çevrelerinde kırılmasına hizmet etmektedir. Erasmus programı ile 1987'den günümüze kadar 1,5 milyondan fazla yükseköğretim öğrencisi, başka bir Avrupa ülkesinde öğrenim hayatının bir dönemini geçirmiş; o ülkenin insanlarını ve kültürünü de tanıma imkânı elde etmiştir.  Program 2012 yılı itibariyle 3 milyon öğrencinin Erasmus öğrencisi olmasını hedeflemektedir.
   Öğrenci ve öğretim üyesi değişimi
   Eğitim programlarının geliştirilmesi için ortak çalışmalar ve projeler
Bu çalışmalar ve projelerden elde edilen sonuçların yaygınlaştırılması ve hayata geçirilmesi
   Avrupa ölçeğinde fakülteler ve bilim dallarına ait bilgi ağlarının oluşturulması
   Dil kursları ve yoğunlaştırılmış programlar
   Avrupa kredi transfer sistemi çalışmalarına destek
   Karşılıklı bilimsel ziyaretler
   Mastır ve doktora programları
   Yaz okulları Erasmus

LEONARDO DAVİNCİ PROGRAMI VE GENEL AMAÇLARI
   Anılan hedefe ulaşmak için Komisyonca, Sokrates ve Leonardo Da Vinci programları uygulamaya konulmuştur. Böylece 1 Ocak 1995–31 Aralık 1999 döneminde Socrates Programı olarak anılacak Topluluk Eylem Programı, “Socrates” oluşturulmuştur.
   Programın amacı: Mesleki eğitim düzeyinin yükseltilerek teknoloji ve sanayideki gelişmelerden yararlanmayı sağlamak,
   Ulusal sistemlere değer katarak ve her bir sistemin en iyi özelliklerini destekleyerek Avrupa’daki mesleki eğitimin kalitesini yükseltmek ve yenilikleri artırmak...


GENEL AMAÇLAR
Force: (Sürekli eğitim)
Petra: (Temel eğitim)
Comett: (Üniversite-iş dünyası işbirliği)
Eurotecnet: (Teknolojik yeniliklerle ilişkili niteliklerin yükseltilmesi)
Lingua: (Dil eğitimi gibi AB ölçeğinde yürütülen eski programlar)
Leonardo da Vinci kapsamında birleştirilmiştir.

PROGRAMLARIN GENEL AMAÇLARI
Çok uluslu eğitim, mesleki eğitim ve gençlik ortaklıkları oluşturmak
Müfredatların ve yurtdışında eğitim fırsatlarının değişimini sağlamak
Yeni yaklaşımları hedefleyen eğitim ve öğretim projeleri üretmek ve uygulamak
Eğitimde yeni teknolojiler ve mesleki niteliklerin tanınması gibi ülkeler arası konuları çözmeyi amaçlayan yeni sistemler aramak
Akademik ve mesleki uzmanlık ağları kurmak,
Uyum, karşılaştırma ve karar alma için ortak bir altyapı oluşturmak
Açık ve Uzaktan Eğitim ile Bilgi İletişim Teknolojilerinin eğitim alanında kullanılmasına ve eğitimde çoklu ortam desteğinin sağlanmasına katkı sağlamaktır.



EĞİTİMDE KÜRESEL AKTÖRLER

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması
GATS Dünya Ticaret Anlaşması
DTÖ Uluslar arası Para Fonu
IMF Dünya Bankası

DB, GATS, müzakerelerinde üzerinde anlaşma sağlanan ve hızla özelleştirilmeleri ya da piyasa ekonomisine açılmaları talep edilen sektörler şunlardır:
Eğitim (İlköğretim, ortaöğretim ve üniversite)
Sağlık
Ulaşım
Enerji vb… Selime Güzelsarı, Kültürel Kapitalizmin “Anayasası” S.124


LİZBON DEKLERASYONU

EĞİTİM İÇİN HEDEFLER

BİREYİN GELİŞİMİ TOPLUMUN GELİŞİMİ EKONOMİNİN GELİŞİMİ

Lizbon stratejisinin “Ana hedeflerini” belirtecek olursak bunlar:
1. Eğitim-öğretim niteliğinin ve etkinliğinin arttırılması
   Bu amaçla öğretmen ve eğitmenlerin yetiştirilmelerini çağın koşullarına uygun hale getirmek, bilgi toplumu için temel becerileri geliştirmek, bilişim teknolojilerine herkesin ulaşabilirliğini sağlamak, matematik, fen bilimleri ve teknoloji alanlarını geliştirme ve bu alanlara ilgiyi arttırmak, finans ve insan kaynaklarının en iyi şekilde kullanımını sağlamak hedeflenmiştir.
2. Eğitim-öğretim sistemlerine herkesin erişiminin ve yararlanmasının sağlanması
   Öğrenme ortamlarını herkese açmak, öğrenmeyi daha çekici hale getirmek, etkin yurttaşlığı, fırsat eşitliğini ve toplumsal uyumu desteklemek hedeflenmiştir.
3. Eğitim-öğretim sistemlerinin dünyaya açılmasıdır.
   Eğitim-öğretim sistemi ile çalışma yaşamı, bilimsel araştırmalar ve toplum arasındaki ilişkilerin genişletilmesi ve güçlendirilmesi, girişimcilik ruhunu geliştirme, yabancı dil öğrenimini geliştirme, ülkeler arası hareketliliği ve değişimleri arttırmak, Avrupa işbirliğini güçlendirmek gibi alt hedefleri vardır.

Lizbon stratejileri nelerdir sorusuna verilecek cevaplar ise şunlardır:
1. “Eğitim ve Mesleki Eğitim” kalitesinin sürekli olarak iyileştirilmesi ve arttırılması
2. Gençler, öğrenciler, öğretmenler ve her seviyedeki okullar arasında işbirliğinin ve değişimin arttırılması
3. Ulusal eğitim sisteminde Avrupa boyutunun geliştirilerek diplomaların ve eğitim sürelerinin karşılıklı tanınması
4. Uzaktan eğitimin geliştirilmesi
5. Yaşam boyu eğitimin herkes için ulaşılabilir olması
6. “Yaşam Uyum”ve vatandaşlığın etkin olarak kullanılması
7. Eğitim sisteminin “Dış dünyaya daha açık” hale getirilmesi

   Leonardo da Vinci II, Socrates II ve Gençlikle ilgili topluluk programlarının başlatılması konferansında bir araya gelen eğitim, öğretim ve gençlikten sorumlu Bakanlar “Yaşam Boyu Öğretim” konusu üzerine eğildiler. Bakanların tartışması, 4 çalışma gurubunda aşağıdaki konularda yoğunlaşmıştır.
   Hayat boyu öğretim için Avrupa stratejisi
   Eğitim, öğretim ve gençlik için faaliyetlerin organizasyonunda yenilik ve etkinlik
   Sosyal uyum ve vatandaşlığın etkin olarak kullanılması
   Hareketlilik, uyum sağlama ve iş istihdamı
Konferansa katılan sosyal partner (eş, dost, arkadaş) eğitim, öğretim ve gençlikle ilgili programlarda bulunması gerekli yeni boyutları ele almışlardır.
   Daha kaliteli istihdam imkânları ve sosyal bütünleşme ile sürdürülebilir ekonomik gelişmeyi gerçekleştirerek dünyanın en rekabetçi ve dinamik bilgiye dayalı ekonomisi haline gelmek

   “Birliği 2010 yılına kadar daha fazla ve daha nitelikli iş sahası ve daha büyük bir sosyal kalkınma ile birlikte giden sürekli bir iktisadi büyümeyi gerçekleştirmeyi hedefleyen, dünyanın en rekabet edilebilir ve en dinamik bilgi temelli iktisadi alanı yapma”
Lizbon Stratejisi için AB'nin bir gelecek izdüşümü (projeksiyonu) denilebilir
?10 yıllık süre için tasarlanmıştır
Somut Hedefleri:
ARGE ye GSYİH yüzde 3'ü oranında kaynak ayırmak,
Girişimciliği kolaylaştırmak için bürokrasiyi azaltmak
İstihdam oranını erkeklerde yüzde 70, kadınlarda yüzde 60'a çıkarmak sayılabilir. 
Lizbon Stratejisi kapsamında üye ülkelerin kaydettikleri gelişmeler;
Genel ekonomik arka plan
İstihdam
Yenilik ve Araştırma
Eğitim ve Öğretim
Ekonomik Reform
Sosyal uzlaşma
Çevre genel başlıkları altındaki değerlendirilmektedir.
   Lizbon stratejisi ilk olarak Mart 2000’de Avrupa Konseyi’nin ‘Lizbon Gündemi’ adı altında aldığı kararlarla belirlendi. Ancak o günden bugüne kadar belirlenen hedeflere ulaşmak için AB’nin yeterince yol kat edemediği düşünülüyor.
   1996’dan bu yana Avrupa her geçen yıl Amerika’nın gerisinde kalıyor; işgücü verimliliği, yatırımlardaki büyüme, ARGE harcaması, Üniversite mezuniyet oranı, öğrenci başına yatırım,
   Son olarak ekonomik büyümede geri kalma..
   Lizbon Stratejisi'ne ulaşma sürecinde kaydedilen gelişmeleri izlemek amacıyla her yıl ilkbahar aylarında ekonomik ve sosyal sorunların görüşüldüğü Avrupa Konseyi toplantıları düzenlenmektedir, düzenli olarak raporlar yayınlanmaktadır.
   2004 Yılı Raporunda; Olumlu gelişmelerin olduğu ancak, başta istihdam ve sosyal güvenlik olmak üzere ciddi sorunların devam ettiği ve elde edilen başarıların yetersiz olduğu vurgulanmıştır.
   24–25 Mart 2000’de gerçekleştirilen Lizbon Avrupa Konseyi’nde Devlet ve Hükümet başkanları “Avrupa’nın küreselleşme ve bilgi-kullanımlı ekonomiden dolayı çok hızlı bir ilerleme ile karşı karşıya kaldıklarını “ifade ettiler. Birliğin ana hedefi: “dünyada daha rekabetçi ve daha dinamik bir bilgi- kullanımlı ekonomi olmak, daha çok ve iyi iş olanakları ile birlikte geniş sosyal bir kenetlenmeyle sürdürülebilir bir ekonomik büyümeye sahip olmak” tır.
   Lizbon Konseyi’nde özetle “ bilgi toplumunda yaşamak ve çalışmak için eğitim ve yetiştirme” nin önemi özellikle belirtilmiştir. e-Öğrenme girişimi bu bağlamda geliştirilmiştir. Enformasyon ve İletişim Teknolojilerinin eğitim ve yetiştirmede etkin olarak bütünleşmesi olarak da tanımlanabilen e-Öğrenme, Konseyin taleplerine katkıda bulunacak önemli bir unsurdur. E-Öğrenme ile; sayısal okuryazarlık yaygınlaştırılabilir, her vatandaşın sayısal okuryazar olması sağlanabilir
   “e-Öğrenme: Yarının Eğitim Tasarımı” girişimi Avrupa Komisyonu tarafından 24 Mayıs 2000 tarihinde kabul edilmiştir. Lizbon Avrupa Konseyi kararının prensipleri, amaçları ve e- Öğrenme eylem çizgisinden yola çıkılarak, öğrenmenin kalitesinin geliştirilmesi için yeni çoklu ortam teknolojileri ve Internet’in kullanımı tanımlanmıştır
   Avrupa Birliği içinde uygun bir maliyetle yüksek kaliteli bir alt yapı kurmaktır.
   Sayısal okuryazarlığın evrensel düzeyde yaygınlaştırılması için öğretmen ve eğiticileri bu amaca yönelik olarak yetiştirmek.
   Piyasa ve kamu alanında kullanılmak üzere içerik, hizmet ve öğrenme ortamlarının geliştirilmesi için uygun koşullar sağlamak.
   Yerel, bölgesel, ulusal ve Avrupa’daki önlemler ve girişimler arasındaki bağı kuvvetlendirmek. Üniversiteler, okullar, yetiştirim merkezleri ile cihaz, yazılım, içerik ve servis seçiminde yetkili olanlar arasındaki işbirliği ve görüş alışverişini sağlamak
   Bilim, Teknoloji ve Toplum. Bilimsel ve teknik eğitim Avrupa için birincil önem taşımaktadır. Lizbon Konseyi, teknoloji kültürü gelişimini, yaşam boyu eğitim aracılığı ile yeni temel beceriler olarak belirlemiştir
   Sanat, Kültür ve Vatandaşlık. Sanat ve kültürler arası eğitimi teşvik etmek için okul ve üniversitelerin sanat ve kültürel kuruluşlarla yakınlaşmasının sağlanmasında yeni yaklaşımlar geliştirilmektedir. Avrupa’da kültürel farklılıkların beslenip korunmasının asli bir rol oynamasının yanı sıra, sanat ve kültür- endüstrinin bunları desteklemesi- yeni ekonomi içinde önemli iş kaynakları olmaktadır. Yeni teknolojiler şimdiden kültürel alanın (medya, sinema, elektronik basım, sayısal müzik) bir parçası olmuştur ve kültür endüstrisinin temel araçlarıdır. Bunların yaratıcı amaçlarla kullanımı büyük eğitim değerleri yaratacak ve vatandaşların eğitimi için kullanılabilecektir
   Üye Devletlerce aynı zamanda gecikmeden izlenecek üç öncelikli alan şunlardır:
   Bilgi- tabanlı toplum için önemli alanlarda reform ve yatırıma odaklanmak. Avrupa Birliği’nin dünyada bilgi-tabanlı ekonomide önde olabilmesi için, daha çok yatırım yapmaya ve insan kaynaklarında daha verimli ve etkili olmaya gereksinimi vardır.
   Yaşam boyu öğrenmeyi somut bir gerçeklik haline getirmek. Daha tutarlı ve kapsamlı ulusal yaşam boyu öğrenme stratejilerine gereksinim vardır.
   Bir Avrupa Eğitim ve Yetiştirimi kurmak . Yeterlilik ve yetkinin ortak bir referansla geçerli olması için ulusal yapıya dayalı bir Avrupa yapısı oluşturmaya gereksinim vardır.


MAGNA CHARTA

   18 Eylül 1988’de Bologna’da, Bologna Üniversitesinin 900’ncü kuruluş yıldönümünde, Avrupa’nın çeşitli üniversitelerinden 430 rektör “Magna Charta”yı kaleme alarak imzalamışlardır
Magna Charta ile
   Binyılın sonunda, insanlığın geleceğinin büyük ölçüde kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlı olduğu, bunun da gerçek üniversitelerin bünyelerinde barındır- dığı, kültür, bilgi ve araştırma merkezleri ile mümkün olabileceği,
   Üniversitelerin asli görevlerinden biri olan genç kuşakların eğitiminin, toplumun tümüne hizmet anlamına geldiği ve toplumun, kültürel, sosyal ve ekonomik geleceğinin, sürekli eğitimi için ciddi yatırımlar gerektirdiği ifade edilmiştir. 


SORBONNE DEKLARASYONU

   Biz istihdam edilebilirliğin yanı sıra dış tanınmayı geliştirmeyi ve öğrenci hareketliliğini kolaylaştırmayı amaçlayan ortak bir referans düzeni teşvik etmeyi taahhüt ediyoruz. Burada, Sorbon’da Paris Üniversitesinin yıldönümü bize ulusal kimliklerin ve ortak çıkarların etkileşebildiği ve Avrupa’nın, öğrencilerin ve genel olarak vatandaşların çıkarları için birbirlerini güçlendirebildiği bir Avrupa Yüksek Öğrenim Alanı yaratma gayretlerine katılmak için mükemmel bir fırsat sunuyor.
   Birliğin üye ülkelerini ve diğer Avrupa ülkelerini bu amaç için bize katılmaya, Avrupa üniversitelerini vatandaşları için sürekli gelişen ve güncellenen bir eğitim yolunda Avrupa’nın dünyadaki yerini pekiştirmeye çağırıyoruz.

   Yükseköğretim sisteminde öngörülen yapısal değişiklikler için, 25 Mayıs 1998’de, Sorbonne Üniversitesinin 800’ncü kuruluş yıldönümünde, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere Eğitim Bakanları, Avrupa Birliği tarafından, geçen 40 yıllık sürede biçimlendirilmiş olan ekonomik, ticari ve mali piyasalara uyum sağlayacak, bu yapıyı destekleyecek bir yüksek öğretim modeli oluşturabilmek amacıyla Sorbonne Deklarasyonunu imzalamışlardır.
   Sorbonne Deklarasyonu ile üniversitelerin, Avrupa’nın kültür boyutunu geliştirmedeki önemli rolü açıkça vurgulanmıştır.
   Deklarasyonun altını çizdiği bir başka önemli nokta da, Avrupa vatandaşlarının tüm kıtada serbest dolaşabilmelerinin, çalışabilmelerinin ve bir bütün olarak Avrupa’nın gelişmesinin tek yolu olarak bir Avrupa yüksek öğretim alanı ortaya konmasıdır.



BOLOGNA DEKLARASYONU

   Tarihler 19 Haziran 1999'u gösterdiğinde, AB üyesi15 ülkenin, aday ülkelerin ve İzlanda, İsviçre, Norveç'in Milli Eğitim Bakanları tarafında Bologna'da imzalanan bir bildiri karşımıza çıkar. Bu bildiri aslında Bologna Süreci'ni de resmi olarak başlatan bir bildiridir.
   Siyasi bir karar olan Bologna Süreci sonucunda, Avrupa’nın bir bilgi toplumuna dönüşmesine karar verilmiştir. Bu çerçevede; kültürel, sosyal ve teknik ortakların gelişmesinde üniversitelerin rolünün öneminden dolayı, hareketliliğin (başta Erasmus) artırılıp, 2 aşamalı sisteme geçişin (3 + 2) sağlanması karar verilmiştir. Ortak bir kredi sisteminin kurulması (ECTSAvrupa Kredi Transfer Sistemi) ve yükseköğrenimde Avrupa boyutlarının desteklenmesi de diğer kararlardır.
   19 Haziran 1999'da Avrupa'daki 29 ülkenin Eğitim Bakanları, Bologna Deklarasyonu'nu imzalamışlardır. 
   Düzenli, kararlı ve demokratik bir toplum yapısının güçlendirilebilmesi için eğitimin ve eğitimde işbirliğinin önemi gibi herkesçe kabul edilen düşüncelerle imzalanan Bologna Deklarasyonunda, şu konular amaçlanmıştır:
   Diploma Eki’nin (Diploma Supplement) uygulanmaya başlamasıyla üniversiteler arasında ortak bir genel yapının oluşturulması;
   3 yıldan az süreli olmayan lisans ile yüksek lisans derecelerinin tüm Avrupa ülkelerinde tanınması;
   Avrupa Kredi Transfer Sistemi’nin (ECTS) Avrupa geneline yaygınlaştırılması yanında, yaşam boyu öğrenmede Avrupa boyutuna vurgunun güçlendirilmesi,
   Yükseköğretim alanında kalite güvencesinin Avrupa boyutunun oluşturulması;
   Tam hareketliliğin sağlanabilmesi için diğer engellerin ortadan kaldırılması...


PRAG TOPLANTISI

   32 devletin Milli Eğitim Bakanları, kaydedilen ilerlemeleri gözden geçirmek ve sürecin ileriki yıllardaki yönünü ve önceliklerini ortaya koymak amacıyla Prag’da bir araya gelmişlerdir. Bakanlar 2010 yılı itibarıyla Avrupa Yüksek Öğrenim alanının oluşturulması amacına bağlılıklarını teyit etmişlerdir.
   Bologna sürecinin altı hedefini izleyen eylemler
Kolayca anlaşılabilir ve karşılaştırılabilir bir derece sisteminin benimsenmesi
İki aşamalı sistemin benimsenmesi
Kredi sisteminin kurulması
Hareketliliğin desteklenmesi
Kalite güvencesinde avrupa işbirliğinin özendirilmesi
Yüksek öğrenimde Avrupa boyutlarının desteklenmesi
   Bologna’nın ardından 2001’de 32 Avrupa ülkesinin yükseköğretim bakanlarının katılımı ile yapılan Prag toplantısında
   Tüm dünyadaki öğrencilerin eğitim için Avrupa’ya çekilmesi ve Avrupa içindeki hareketliliğin artırılması,
   Avrupa üniversitelerinin kalite standartlarının artırılması karar altına alınmıştır.


AKADEMİK HAREKETLİLİK

   Çeşitli etkinliklerin yanı sıra, yüksek öğretim kurumlarının yöneticilerinin, öğretim elemanlarının ve öğrencilerinin değişimlerinin desteklendiği ERASMUS tüm yüksek öğretim kurum ve kademeleri ile çeşitli disiplinlere açık bir programdır.
   Erasmus, yükseköğretim programlarında “Avrupa Boyutunu” geliştirmeye yönelik ve işbirliğine dayanan bir program olduğu için, özellikle öğrenci mübadelesini amaçlamaktadır.
   Öğrencileri Avrupa’ya getirmek, Avrupa’yı tüm öğrencilere götürmek” ERASMUS’un sloganıdır.
Bu nedenle de,  program içinde öğrenci hareketliliği büyük bir öneme sahiptir. Ancak, Avrupa’daki öğrenci hareketliliğinin giderek artması sonucunda, öğrencilerin yabancı üniversitelerde almış oldukları eğitimlerin, kendi ülkelerindeki yükseköğretim kurumları tarafından tanınması büyük bir sorun haline gelmiştir.


ULUSAL AJANS

   Avrupa birliği eğitim programlarını Türkiye’ye finansmana ilk defa 2004–2005 eğitim yılında açmıştır.01 Ocak 2003’te Türkeye Ulasal ajansı başkanlığı devlet planlama teşkilatı bünyesinde kurulmuştur.
   Avrupa Birliği Komisyonu kararı uyarınca, Avrupa Birliği üyesi ya da aday bir ülkede, Avrupa Birliği Eğitim Programlarının başlatılabilmesi için, Ulusal Ajans olarak adlandırılan bir teşkilatın kurulması gerekmektedir.
   Ulusal Ajanslar, katılımcı ülkelerin AB eğitim ve gençlik programlarından yararlanmayı sağlamak üzere ülke içinde kurdukları ve ilgili taraflar ile işbirliği içinde programlardan yararlanma faaliyetlerini organize ve koordine eden uygulama birimleridir.
   Ülkemizin, 1999 yılında yapılan Helsinki zirvesinin ardından, Avrupa Birliği'ne aday ülke konumuna gelmesiyle, AB programlarından yararlanma hakkı doğmuştur.
   Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programlarının Türkiye’de başlatılması ve yürütülmesi amacıyla, Ulusal Ajansın görevlerini yerine getirmek üzere, Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Avrupa Birliği ile İlişkiler Genel Müdürlüğü bünyesinde, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Daire Başkanlığı kurulmuştur. Ulusal Ajansın kuruluşu, görevleri ve işleyişi hakkında ayrıntılı bilgihttp://www.dpt.gov.tr/abegp adresinde mevcuttur.
   Ulusal ajanslar merkezi Belçika Bürüksel’de bulunan Avrupa birliği eğitim komisyonuna karşı sorumlu ulusal temsilciliklerdir.
   Programların ülke genelinde tanıtılıp potansiyel proje uygulayıcılarının teşvik edilmesi ve yönlendirilmesi bölge rehberleri ve dönem dönem düzenlenen bölge seminerleri ile yapılmaktadır.
2004–2005 eğitim yılı Türkiye genelinde 100 proje kabul edilmiştir. Bu 100 Projeden biri bakanlığın uygulamakta olduğu okul gelişim projesidir. 2005–2006 Eğitim öğretim
   Bu anlamda ilk yıl yürütülen 100 projeden 100 86’sının başvurusu kabul edilerek sözleşmeleri yenilenmiş. 264 yeni başvuru kabul edilmiştir.
   İlk yıl proje uygulayıcı okulların %30 Devlet %70’i Özel okul iken bu oran ikinci yılda tam tersine dönmüştür. %70 Devlet ve %30 Özel okullar olmuştur.




KÜRESELLEŞME VE AB SÜRECİ 17. MİLLİ EĞİTİM ŞURASI


YAŞAM BOYU ÖĞRENME
 
EĞİTİM HARKETLİLİK
 
EĞİTİMDE NİTELİK


YAŞAM BOYU ÖĞRENME

   Temelinde ekonomik bir birlik olan Avrupa Birliği de eğitimin, ekonomik rekabetin ön koşulu haline gelmesi ile birlikte, “doğuşta ayrılan bireyleri” bir araya getirebilme ve sosyal uyumu sağlamada önemli bir rolü bulunan eğitim politikaları ile ekonomik ve sosyal politikaları birlikte ele almaya başlamıştır.
   Söz konusu kapsamda Avrupa Konseyi 2000 ve 2001 yıllarında gerçekleştirdiği Lizbon ve Stockholm toplantılarında yaşam boyu öğrenime büyük önem vermiş ve 19–20 Haziran 2000 Feira tebliği hazırlanmıştır. Tebliğ’de yaşam boyu öğrenim “Bilgi, beceri ve yeterliliği arttırmak amacıyla, kişisel, toplumsal ve istihdam perspektiflerinde yaşam boyu süren tüm öğrenim aktiviteleri olarak” tanımlanmaktadır.
   Başka bir tanımlamaya göre yaşam boyu öğrenme “Çocukluk dönemindeki öğrenmeden başlayarak, resmi öğrenimin bütün düzeylerini, yetişkinlik dönemi boyunca süren bağımsız öğrenmeyi ve uzaktan eğitimi de kapsayan tüm öğrenme süreci” dir.
   2000 yılı Lizbon hedefleri çerçevesinde AB’nin yeni stratejisi; “2010 yılında AB’nin dünyada dinamizmi ve rekabet gücü en yüksek bilgi toplumu olma hedefini sağlayacak ekonomik ve sosyal reformların gerçekleştirilmesi olarak belirlenmiştir”.
   Bu anlamda Avrupa Birliği kadınların iş piyasalarında yer alma oranlarının 2010 yılına kadar % 60’a çıkartılmasını, herkes için eğitim ve sosyal içerme imkânlarının geliştirilmesini hedeflemiştir.  Bu hedefe ulaşmanın önemli bir aracı olarak da erken çocukluk bakımı ve eğitiminden faydalanan çocukların oranını 2010 yılına kadar üç yaş altında %33’e, üç ve zorunlu eğitime başlama yaşı arasında ise % 90’a çıkarmayı benimsemiştir.
? Okul öncesi eğitim dünyada giderek yaygınlaşan ve önemi artan bir eğitim basamağı haline gelmiştir. Özellikle gelişmiş ülkelerin öncelikli eğitim basamağı olarak bu dönemi ele almaya başlamalarının ardında yatan farklı sosyal ve ekonomik nedenler bulunmaktadır.
?  Ailelerin değişen yapısı, nüfusun giderek daha da yaşlanması, doğum oranlarının azalması,  kadınların iş gücü piyasalarında daha çok yer almaya başlaması gibi demografik ve sosyal eğilimlerin bu anlamda önemli etkisi bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra tüm dünyayı etkisi altına alan küreselleşme de, erken çocukluk bakımı ve eğitimi hizmetlerine önem verilmesine neden olmuştur. Erken çocukluk dönemi hizmetlerinin eğitim, sağlık, sosyal sermaye alanlarında görülen etkileri toplumsal eşitliğe katkı sağlarken bu da ekonomik büyüme ve nihai olarak ekonomik kalkınmaya yol açmaktadır.
? İnsanların kalkınmanın hem aracı, hem de nihai amacı olarak görüldüğü günümüz dünyasında, fayda- maliyet analizleri çerçevesinde bu alana yapılan yatırımlar da arttırılmıştır. Bu bağlamda erken çocukluk gelişim programlarının aynı zamanda uzun vadeli ekonomik kalkınma stratejileri olarak da görülmesi gerektiği ortaya konulmaktadır.

   Okul öncesi dönem, çocuğun çevresini araştırıp tanımaya çalıştığı, çevresiyle iletişim kurmaya istekli olduğu, yaşadığı toplumun değer yargılarını ve o toplumun kültürel yapısına uygun davranış ve alışkanlıkları kazanmaya başladığı bir dönemdir.
   Okul öncesi dönem, 0–6 yaşlar arasını kapsamaktadır. Bu dönemde gelişim, yaşamın diğer dönemlerine oranla çok daha hızlı ilerler. Bilişsel, sosyal-duygusal, dil ve hareket gelişimi başlıklarıyla özetlenen farklı gelişim alanları, özellikle okul öncesi dönemde birbirinden ayrı düşünülemeyecek bir bütün oluştururlar.
   Çocuk kalıtım ile getirdiği belirli yapılar çerçevesinde, yaşadığı çevreden edindiği çeşitli deneyimler ile bu gelişim alanlarında ilerleme gösterir. Ancak potansiyelini en üst noktasına kadar kullanabilmek, çocuğun çevresinin onun gelişimine ne denli destek verdiği ile yakından ilgilidir.
   Erken dönemde verilen eğitim çocuğa uyarıcı bir çevre sağlayarak gelişimini olumlu yönde etkileyebilmektedir. Erken eğitime önem verildiğinde kız çocuklarına yönelik ayrımcılığın üstesinden gelinebilmekte ve ailelerin kız çocuklarının yetenek ve geleceği ile ilgili görüşlerinin değişmesi sağlanabilmektedir.
Bu durum kız çocukların da okula daha iyi hazırlanmalarına ve okulda başarılı olmalarına yol açabilmektedir.
Bu ise, kızların daha çoğunun okula gitmesi ve yetişkinlikte üretken bir konuma gelebilmesi demektir.

? Erken eğitimin bir başka önemi ise gelişimi okullaşmayla ve daha sonrası ile ilişkilendirmesidir.
? Okul öncesi devrede hem çocuk hem de ailesi okula hazır olursa, çocuk okula rahat uyum sağlayacak, bu da onun okula devamını ve başarısını, yaşamda da ilerlemesini sağlayacaktır.
? Dünyada sosyal ve demografik şartlar sanayileşmeyi ve kadının işgücüne katılımını getirmiştir. Bu bağlamda kadın çalıştığı için çocukların bakımı konusunda destek almak önemli hale gelmiştir. Dünyada durum bu iken Türkiye’de çalışan kadın sayısı çok yüksek değildir. Erken çocukluk eğitimi hizmetleri çalışan kadınların ihtiyaçlarını karşıladığında hem daha çok kadın işgücüne katılabilecek hem de çalışırken çocuğu bakılan kadının doğal olarak üretimi artacaktır.
? Herkes için eğitim ve yaşam boyu öğrenme ilkelerini de düşündüğümüzde eğitim sürecinde her insanın neler yapamadığından çok, neler yapabileceğinin düşünülmesi gerektiği görülmektedir.
Çünkü bilimsel çalışmalar insanların farklı beyin, çevre ve zekâ yapılarından dolayı öğrenme stillerinin de farklı olduğunu, farklı alanlarda başarılı olabileceklerini, dolayısıyla yaşamda farklı misyonları olacağını ortaya koymuştur.
   Bakanlığımızın 2006 yılında yeniden gözden geçirerek geçtiğimiz yıl itibariyle kullanıma sunduğu “MEB OÖE Genel Müdürlüğü Okul Öncesi Eğitim Programı (36–72 Aylık Çocuklar İçin)” da çoklu zeka kuramını temel alan bu yaklaşımı benimseyen bir programdır. Programda çocukların kendilerinin ve ailelerinin özelliklerini bilmeleri, farklı kültürlerin özelliklerini öğrenmeleri, farklılıkları kabul edebilmeleri, hoşgörülü olmaları, yaşam gerçekleriyle ilgili kavramları öğrenmeleri, kendini ifade etme becerisi kazanabilmeleri ve yaşam becerileri ile donatılmaları amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için farklı eğitim-öğretim yöntemleri ve eğitim ortamları kullanmak ve değişik kaynaklara ulaşarak öğrenme sürecini düzenlemek ise okul öncesi öğretmenlerinin görevleri arasındadır.
? Bireyi hayat başarısına götüren becerilerin çoğu 0–6 yaşları arasındaki okul öncesi dönemde kazanılmaktadır.
?  Çocuğun öğrenme hızının ve kapasitesinin en yüksek olduğu okul öncesi eğitim ve ilköğretim yıllarının önemi bu bakımdan büyüktür.
? Bu dönemde yapılacak beceri eğitimi ve pekiştirme çalışmaları öğrencinin hayat başarısını olumlu yönde etkileyeceği gibi, onun sınıf-ev-sosyal ortamlarda gösterdiği istenmeyen davranış sayı ve sıklığını da en az düzeye indirecektir.
Yapılan çalışmalarda insanı hayatta başarılı kılan beceriler farklı ortam ve durumlara göre değişiklik gösterse de, bireylerin genellikle şu alanlarda becerili olmaları beklenmektedir;
Kendine güven, Motivasyon, Çaba, Sorumluluk, İnisiyatif, Sebat, Duyarlılık, Takım çalışması, Sağduyu ve Problem çözme.



YAŞAM BOYU EĞİTİM VE TÜRKİYE KUVVETLİ YÖNLERİMİZ
Sistemin herkese açık olması,
MEB’in güçlü ve yaygın teşkilatlanma yapısı,
Yasam boyu eğitim alanında nitelikli insan gücü,
Diğer kurum ve kuruluşların bu eğitim faaliyetine katılması,
Genç, öğrenmeye açık bir nüfusun yapısı
Mesleki Yeterlilikleri Kurum Kanun Tasarım TBMM’ye gönderilmiş olması,
İlgili çok sayıda programın olması,
Kursların genelde ücretsiz, katılımın yüksek olması
Yeni mesleklerin Meslek eğitim kurulu kapsamına alınması
Mevcut eğitim kurumlarına verimli kullanılması
Rehabilitasyon hizmetlerinin devlet tarafından karşılanması
Kitle iletişim araçlarının yaygın olması


ZAYIF YÖNLERİMİZ

Yasam Boyu Eğitim için yasal engel olmamasına rağmen uygulamada karşılaşılan sorunlar
İlgili kurumlar arasında iletişim sorunları
Eğitime halkın katılımı konusunda farkındalık yaratılmaması, bilgilendirme eksikliği
Eğitim – istihdam dengesinin iyi kurulamaması
İsteğe göre kurs açılmasında alan araştırmalarının yetersizliği
Eğitim kapsamında acılan kursların program süresi, içeriği ve verilecek belgelerde standardizasyonun olmaması
Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanun Tasarısı’nın yasallaşmamış olması
Kamu sektörünün yasam boyu eğitimi yeterince yasallaşmamış olması
Kamu sektörünün yaşam boyu eğitimi yeterince teşvik etmemesi
Erken çocukluk dönemi eğitiminin yaygınlaştırılmamış olması
Engelli eğitimin de alt yapı ve öğretmen sayısının yetersizliği, ailelerin bilgisizliği
AR-GE çalışmalarının yetersizliği
Yöneticilere ek ödeme yapılmaması
Üstün zekâlı ve yetenekli öğrenciler için özel eğitim olanaklarının ve çalışmalarının yetersizliği
Rehberlik izleme ve denetim faaliyetlerinin yetersizliği
Eğitim Kurumlarının örgün eğitim dışında, cevre insanlarının kullanımına açılmaması
Üniversitelerde lisans düzeyinde “halk eğitim bölümlerinin eksikliği
Lisansüstü eğitime erişimde yaşanan zorluklar
KİA’nın denetimsizliğinden kaynaklanan niteliksiz yayınların toplumu olumsuz yönde etkilemesi
            


EĞİTİMDE HAREKETLİLİK

Fiziksel Hareketlilik

AB Programları kapsamında, yaratıcıların farklı Ülkelere gönderilmesi ve misafir edilmesi,
Bu organizasyon “Ulusal Ajanslar”ca yürütülmektedir.

Sanal Hareketlilik

Bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanılarak etkinliklerin elektronik ortama taşınmasıdır.
Fiziksel hareketliliği tamamlayıcı olarak kullanılır.
Hareketlilik Kapsamında Bireyde Bulunması Gereken Özellikler
Yabancı dilde iletişim,
Etkili iletişim becerisi,
Kendi kültürünü ve haklarını iyi bilme,
İyi vatandaşlık bilgisine ve becerisine sahip olma ve bunları ifade edebilme,
Dijital yetkinlik, en azından bilgisayar okuryazarlığı.


EĞİTSEL AMAÇLI HAREKETLİLİK

Burslar ve diğer hareketlerle yurt dışına giden öğrenciler

BURS SAĞLAYAN KURULUŞLAR
Dünyası Bankası Kursu
Ülkelerin Karşılıklı Sağladığı Burslar
Yüksek Öğretim Kurumunun Sağladığı Burslar
TÜBİTAK Bursu
Milli Eğitim Bakanlığı Bursları
Diğer Kurumların Bursları

EĞİTİMDE NİTELİK

Öğretmen yetiştiren kurumların niteliği
Sorunlar;
   Eğitim Fakültelerinde nitel ve nicel öğretim elemanı sorunu
   Yeniden yapılanma çerçevesinde programa konulan bazı derslere önem verilmemesi
   Öğretmen yetiştirme gerçeğinden uzak kalınması
   Eğitim fakültelerindeki öğretim elemanlarının öğreticilik boyutunun geliştirilmesine yönelik uygulamalarının kurumsallaştırılmaması
   Eğitim fakültelerindeki öğretim kadrolarının eğitim fakültesi çıkışlı olmaması
   Hizmet öncesi ve hizmet içi yetiştirme programlarının önemi
   Çağın gerektirdiği ölçme ve değerlendirme yöntemlerinin uygulanmaması
   Öğretim üyeleri arasında iletişimi ve etkileşimi sağlayacak bir örgütsel kültüre kavuşturulmaması
   Öğretim üyesi yetiştirme uygulamaları
   Avrupa Birliği kapsamındaki değişim programları ile ilgili tanıtım yetersizliği,
   Öğretim elemanlarının öğrenme isteğini (motivasyonlarını) yükseltecek ve sürekli gelişimine olanak verecek öz denetim mekanizmaları oluşturulması,
   Fiziksel ortamın yetersizliği ya da etkin kullanılmaması
   Öğretmen yetiştirme programlarında (ÖYP)ihtiyaç analizi yapılmaması
   ÖYP de yer alacak dersler için temel ilke ve ölçülerin belirlenmesinde mesleki yeterliliklerin ve ilk ve orta öğretim programlarının dikkate alınmaması,
   Öğretim elemanlarının ders yükü fazlalığı,
   Öğretmen yetiştiren fakülteler arasında işbirliği yokluğu
   Fakülte-Okul işbirliği etkin biçimde yürütülmemesi

ÖĞRETMEN NİTELİĞİ

Sorunlar;
   Öğretmen eğitimi veren kurumların çağın gerektirdiği bilgi bilgi yöntem ve teknoloji bakımından çok geride kaldı,
   Öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının formasyon (Biçimlenim, biçimlenme )bilgi eksikliği
   Öğretmenlerin sadece öğretmen görevlerini yerine getirmeleri, eğitsel anlamda model oluşturmamaları,
   Öğretmen ve öğretmen adaylarının yeterlilik çerçevesinde yeterince izlenememesi
   Teknolojik gelişmelere açık olunmaması,
   Klasik öğretim yöntemlerinin benimsenmesi
   Öğretmenlik eğitiminin üniversite eğitimi ile birlikte tamamlandığının düşünülmesi

YÖNETİCİ NİTELİĞİ
Sorunlar;
   Değişen iktidarla birlikte yaşanan değişim,
   Sistemdeki yönetici seçme/atama sınavının yetersizliği
   Eğitim yöneticilerinin çoğunlukla vizyon geliştirmekten ve liderlik sıfatından uzak olduğu.

ÖĞRETİM VE ÖĞRETİM SÜRECİNİN NİTELİĞİ

Sorunlar
   Eğitime GSMH bazında önemli miktarda para harcandığı, ama bu harcamanın etkili yapılmadığı,
   Sistemdeki veri hedef ve strateji eksikliği öğretim sürecinin izlenmesini ve sürece dâhil olan öğelerin durum raporlarının oluşturulmasının zorluğu,
   Strateji Geliştirme Biriminde uzman eksikliği olması, yararlı projelerin yaşama geçirilememesi,
   Okul sayısında kırsaldan kente yapılan göçlerin dikkate alınmaması,
   Dershanelerin sistem içindeki varlığı.

FİZİKSEL KOŞULLARIN NİTELİĞİ

Sorunlar
   Okullarımızın çoğunun fiziksel mekân olarak çok büyük olmasıyla, işlevsel kullanımının doğru orantıda olmaması,
   Okullarda engelli öğrenciler için hiçbir tasarlama yapılmadığı ve bu öğrencilerin okul içi dolaşımlarında problemler yaşadıkları,
   Okulların çoğunda sosyal etkinliklere uygun alanlar olmadığı, var olanlarında öğrenci erişimine elverişli olmadığı.

ÖĞRETİM MATERYALİ VE PROGRAM NİTELİĞİ

Sorunlar
   Ders kitapları hazırlanmasındaki görüş farklılıkları,
   Eğitim için ayrılan makine/tesisat/donanım ödeneklerinin yetersizliği,
   Kapatılan Eğitim Hizmetleri Merkezlerinin görevlerinin hangi merkezlerce yürütüldüğünün net olmaması,
   Sistemde öğretmenlerin programlarındaki yöntemler ile ilgili problemler,
   Program geliştirme sürecinde kurumlar arası işbirliği eksikliği,
   Uygulamada program geliştirme modelinin olmamamsı,
   Basılı materyallerin AB normlarına uygun olmamamsı,

ÖĞRENCİ NİTELİĞİ

Sorunlar:
   Öğrencilerimizin kayıtlı oldukları okul türlerine bağlı olarak nitelik açısından büyük farklılıklar sergilemesi,
   Bölgeler arası ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıkların okul terk oranına etkisi,
   Engelli çocukların okul öncesi eğitime katılımının düşük olması,
   Ortaöğretim okullaşma oranı beklemeden yüksek olduğu halde, mesleki teknik öğretimde başarısız olunduğu,
   Bireyin kendisini tanımasına gelişimine uygun karar vermesine, ilgi ve yeteneği doğrultusunda eğitim almasına yardımcı olmak amacıyla psikolojik ölçme araçlarından yeterince yararlanılmadığı.

SOSYAL ÇEVRE NİTELİĞİ

Sorunlar
   Okullarımızın çoğunlukla içinde bulundukları çevreden kopuk olması,
   Telafi eğitimine alınması gereken öğrenci sayısının gitgide artması,
   Okul-çevre ilişkilerini iyileştirme çalışmalarının yetersiz kalması,
   Ülkemizin bazı yerlerinde kız çocuklarının okutulmaması konusunda dayatılması.


AVRUPA BİRLİĞİ EĞİTİMİN HEDEFLERİNİN UYGULANMA AMAÇLARI

   Çok uluslu eğitim mesleki eğitim ve gençlik ortaklıkları oluşturmak,
   Öğretim programlarının ve yurtdışında eğitim fırsatlarının paylaşımını sağlamak
   Yeni yaklaşımları içeren eğitim projeleri üretmek ve uygulamak
   Bilimsel ve Mesleki uzmanlık ağları kurmak,
   Eğitimde yeni teknolojiler ve mesleki niteliklerin tanınması gibi sınır ötesi sorunları çözmeyi amaçlayan yeni sistemler geliştirmek,
   Uyum, karşılaştırma ve karar alma için ortak bir zemin oluşturmak
AB’nin Eğitime İlişkin Hedefleri şu Şekilde Belirlenmiştir
   Özellikle üye ülkelerin dillerinin öğretilmesi ve yaygınlaştırılması yoluyla, eğitimin geliştirilmesi.
   Diplomaların ve Eğitim sürelerinin karşılıklı olarak tanımlanmasını (akreditasyon) özendirerek, öğrenci ve öğretmenlerin hareketliliğine destek sağlanması.
   Avrupa vatandaşlığı kavramının yerleşmesine katkıda bulunulması
   Eğitim, öğretim kurumları arasında işbirliğinin geliştirilmesi.
   Üye ülkelerin eğitim sistemlerindeki ortak sorunlara ilişkin bilgi ve deneyimlerin paylaşılması


TÜRKİYE İÇİN AB SÜRECİNDE EĞİTİMİN ÖNEMİ

İş Gücünün eğitim seviyesinin attırılması,
Yeni bilgi ve becerilere yönelik bir eğitim politikası gündeminin gerekliliği
İşsizlikten doğacak insan gücü ve becerilerinin yeni şartlar doğrultusunda geliştirilmesi gerekliliği,
İş gücü kalitesi ve verimliliğin arttırılması.


AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE EĞİTİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER

   Tüm ülkeler mevcut eğitim sorunlarının nasıl çözümleneceğini araştırmakta, reform projeleri hazırlamaktadır. Eğitimde reform çalışmaları uluslar arası bir nitelik kazanmıştır. 1958’de Rusya ve Danimarka,1959’da Fransa ve Norveç, 1960’da Yunanistan, 1962’de Avusturya ve Hollanda,1963’de İtalya ve İngiltere, 1963–1967 arası İsveç, 1968–1975 arası Fransa, 1972’de Japonya, 1946–1960 arası Suriye, Lübnan gibi ülkeler eğitim sistemlerinde reform yapmışlardır.
   Eğitimde reform çalışmalarının evrensellik gösterdiği dünyamızda ulusların eğitim sorunları da benzerlikler göstermektedir. Her ülke sorunlarını kendine özgü koşullarla uygun olarak çözümlese de, çözüm yolları üzerinde başka ulusların yaklaşımlarını da göz önünde bulundurmaktadırlar
   Gelişmiş ülkelerde öğrenci olaylarının aynı zamanlara rastlaması ve öğrencilerin benzer isteklerde bulunmaları da, eğitimde reform çalışmalarının evrensel yönünü göstermektedir. Yeni üniversitelerin kurulması, üniversitelerde kapasite artışı bu çalışmalardan bazılarıdır.
   Reform projelerinde her ülke aynı başarıyı gösterememektedir. Uluslarının kendilerine özgü nitel ve nicel durumları, projelerin uygulanabilmesi ve başarılmasında etkin olmaktadır.
   3 Ekimde Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamış olan ülkemiz de, eğitim sisteminde öne sürülecek olan koşulları yerine getirmek için reform çalışmalarını hızlandırmak zorundadır. İlköğretimde başlayan program geliştirme çalışmaları orta öğretim, yüksek öğretim ve yetişkinler eğitimi alanlarında devam ettirilmelidir.
  Çağımızda reform çalışmalarını etkileyen ve tüm ülkeleri ilgilendiren etkenler bulunmaktadır. Bu etkenler; kentleşme, politik durum, ekonomik durum ve küreselleşme olarak sayılabilir.
   Kentleşme: Nüfus artışı, sanayileşme, tarımda modernleşme, iyi yaşam koşulları ve daha birçok nedenle ortaya çıkan kentleşme olgusu çok sayıda sorunu da beraberinde getirmiştir ve getirecektir. Kentleşme; demografik, ekonomik ve sosyokültürel değişmelere neden olur. Reform çalışmalarında da kentleşmeyi etkileyen bu 3 unsurun nedenleri araştırılmalı ve somut öneriler geliştirilmelidir.
   Nüfus, Türkiye, nüfus büyüklüğü bakımından bu ülkeler içinde 1970’te 5.sırada iken, 2000’de 2.sıraya yükselmiştir. Bugün AB ülkeleri içinde yalnızca Almanya’nın nüfusu Türkiye’nin nüfusundan fazladır.
   Sürdürülebilir insanî gelişme ile uyumlu olarak, ekonomik büyüme hedeflerine ulaşılabilmesi, nüfusun eğitim düzeyinin yükseltilmesi ile olanaklıdır.
   25–64 yaş grubunda Türkiye nüfusunun % 24’ü ortaöğretim mezunu iken, Almanya nüfusunun % 83’ü, İsveç nüfusunun % 81’i, Danimarka nüfusunun % 80’i ortaöğretim mezunudur.
   Oransal olarak Türkiye nüfusunun ortaöğretim düzeyi Alman, İsveç, Danimarka nüfusunun düzeyinden 3,5 kat daha düşüktür. AB Ülkeleri içinde yalnızca Portekiz, Türkiye’den geridedir. Ancak 25–34 yaş grubu genç nüfus itibariyle bakıldığında, AB Ülkelerinin tamamı, Türkiye’den ileridedir (Çizelge.4.). Türkiye acilen nüfusun eğitim düzeyini yükseltmek ve eğitimde niteliği arttırmak durumundadır.
   Nitekim 1980–1990 döneminde AB nüfus artışı % 0,8 iken, bu oran 1990–2000 döneminde % 0,3’e düşmüştür. Anılan dönemde Türkiye’nin nüfus artış hızı % 2,3’den % 1,8’e düşmüştür. Tüm ülkeler arasında en yüksek nüfus artış hızına sahip Türkiye, yakın gelecekte Birlik içinde en büyük nüfusa sahip olacaktır. (Çizelge 1).

 1990 2000
Eğitim Düzeyi Toplam Erkek Kadın Toplam Erkek Kadın
Okuma-Yazma Bilmeyen  19,5  11,2  28,0  12,7  6,1  19,4
İlköğretim Mezunu  53,7  58,7  48,6  47,1  49,6  44,6
Ortaöğretim Mezunu  7,8  9,5  6,0  13,4  16,1  10,6
Yükseköğretim Mezunu  3,0  4,2  1,8  5,3  6,6  3,9
 
  Politik Durum: Her ülke yönetildiği siyasi rejimin gereklerine uygun bir eğitim sistemi geliştirir ve uygular. Demokratik ülkeler, ekonomik kalkınmanın ve demokratik yaşamın gerçekleşmesi için bireylerin kaliteli anlamda eğitilmesi ile mümkün olacağı düşüncesinde birleşirler.

Ekonomik Durum: Bir ülkenin tarım ülkesi, sanayi ülkesi ya da sanayileşmekte olan bir ülke olması o ülkenin eğitim politikasını etkilemektedir. Ekonomik durumu iyi olan ülkeler eğer eğitime önem verirlerse bu alanda önemli reformlar gerçekleştirmektedirler.

Küreselleşme: Küreselleşmenin ilk ve önemli özelliklerinden biride özel sektörün ön plana çıkmasıdır. Bu durum eğitimin özelleştirilmesinde de kendisini hissettirir. Ancak küreselleşme ile birlikte özellikle de yüksek öğrenime ayrılan ödenek dünya genelinde gittikçe azalmaktadır. Yüksek öğrenimin maliyeti sistem tarafından ödenmediğinden öğrenciler bilgi toplumunda yer edinebilmek için aldıkları hizmetin karşılığını bir müşteri gibi ödemek zorundadırlar.


AVRUPA BİRLİĞİNE UYUM SÜRECİNDE EĞİTİM POLİTİKASI

   AB eğitim politikasının temel amacı; AB’ye üye ülkeler arasında işbirliğini ve dayanışmayı sağlamak amacıyla, üye ülkelerin yurttaşları arasında karşılıklı anlayışı özendirmek ve Avrupalılık bilincini aşılamak, bu süreçte öğrenci ve öğretmenleri eğitmek ve tüm ar-ge alanlarına etkin katılımlarını sağlamak şeklinde özetlenebilir.


AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİNDE EĞİTİM AÇISINDAN ŞU SONUÇLARA ULAŞILABİLİR

   Çağımızda eğitim uluslar arası bir nitelik kazanmıştır. Avrupa Birliği ülkelerinde eğitimin amacı ortaktır. Dolayısıyla eğitim sorunları da bir dereceye kara ortaktır.
   Birlik üyesi ülkelerde eğitim sorunlarındaki benzerlikler nedeniyle alınan önlemler kadar uygulanan çözümlerde de benzerlik ve ortaklık olacaktır.
   Sorunların çözümü için uluslar arası işbirliği çalışmaları yoğunlaşacaktır. Birlik üyesi ülkeler ortak araştırma projelerine ağırlık vereceklerdir.
   Çağımızın ortak özelliklerinden olan kolektif çalışma, otomasyon, bilgi çağının insan yaşamı üzerinde yaratacağı sorunların eğitimle çözümleneceği kabul edilmektedir. Birlik üyesi ülkeler bu sorunlar üzerinde ortak çözümler üretecektir.
   Yapılan bu karşılaştırma ve incelemelere bakılarak, Avrupa Birliğine Uyum sürecinde, eğitim alanında şu çalışmaların yapılması olumlu olabilir:
    a) Avrupa Birliği üyesi ülkelerde kesintisiz eğitim sürecinin en az 9 yıl olduğu düşünülürse, ülkemizde de bu sürenin uzatılması olumlu olacaktır.
   b) AB üyesi ülkelerde bir mesleğe yönlendirme orta öğretimde yapılmaktadır. Ancak ülkemizde öğrenciler mesleklerini eğer kazanabilirlerse, yüksek öğretim düzeyinde belirlenmektedir. Ülkemizde mesleki eğitime ve okullardaki yönlendirme çalışmalarına daha fazla önem verilmelidir.
   c) Öğretim programları, teknolojik gelişmelere göre düzenlenmeli, özellikle uygulamalı eğitime önem verilmelidir.
  d) Ülkemizde aile eğitimine önem verilmeli ve onların da eğitimlerinin yükseltilmesine yönelik programlar uygulanmalıdır.


AVRUPA BİRLİĞİ YÜKSEK ÖĞRETİM ALANI VE YÜKSEK ÖĞRETİMDE KALİTE ÇERÇEVESİNİN BELİRLENMESİ

   1999’daki Bologna Deklarasyonu ile Avrupa’da yüksek öğretiminde yeni bir süreç başlamıştır. Bu süreçte Avrupa’da yüksek öğretim sistemlerinin birbirine uyumlu, karşılaştırılabilir bir hale getirilmesi, üniversitelerarası ortak bir genel yapı oluşturulması,
   Diploma eki (Diploma Supplement) uygulamasının yürürlüğü konulması, yüksek öğretimde lisans ve yüksek lisans derecelerinin Avrupa ülkeleri tarafından tanınması gibi önemli kararların alındığı Sokrates programının temellerinin atılmasıyla ilgili çalışmalar yapılacaktır.
   Sokrates genel eğitim programı içerisinde yer alan Erasmus (yüksek öğretim programı).1987 yılında başlamış ve “Joint Study Programı” içerisinde 10 yıllık bir pilot uygulama sonrasında asıl uygulama sürecine geçilmiştir. Erasmus programının devamlılığını sağlayacak en önemli faktör programa dâhil olan yüksek öğretim kurumları arasında öğrenci ve öğretim üyesi değişimine (hareketliliğine) olanak sağlanmasıdır. Bu durum, birbirlerinden program, süre, içerik, olarak farklılaşan Avrupa’daki yüksek öğretim programlarının denkliğinin sağlanabilmesi konusunu gündeme getirmiştir.

   Ulusal düzeyde belirlenen kalite çerçevesinin amaçları şunlardır:
   Yüksek öğretim düzeyinde program geliştirme çalışmalarına ve programların düzenlenmesine temel oluşturmak. Öğrenci ve öğretim üyesi hareketliliğine olanak sağlamak.
   Çalışma sürelerinin ve kredilerin tanınmasını sağlamak. Yüksek öğretimde öğrencilerin önceki öğrenmelerinin tanınması ve öğrencilerin başka bir ülkede eğitimlerine devam edebilmelerine olanak sağlaması amacıyla, pek çok ülkede yüksek öğretimde kalite standartlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalara Akreditasyon çalışmaları da denilmektedir.
   Akreditasyon: kurumların üçüncü bir tarafça belirlenen teknik (kriter) ölçüte göre düzenli aralıklarla denetlenmeleri ve değerlendirilmeleri yoluyla, yetkinliklerinin onaylanması olarak tanımlanmaktadır. Temel olarak iki tür akreditasyon mevcuttur.
   Bunlar; Kurumsal Akreditasyon: Bir yüksek öğretim kurumunun tüm programları, alanları ile akredite edilmesi. Alan / Konu Alanı Akreditasyonu: Belli bir alandaki program ya da ders içeriklerinin önceden belirlenmiş standartlara göre akreditasyon kurumlarınca akredite edilmesidir.
    Akreditasyon konusuyla ilgili olarak Avrupa’da yüksek öğretimde programların karşılaştırılabilir bir niteliğe kavuşması için Tuning projesi gibi projelerle belli standartların oluşturulmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME


 

TÜRKİYE, AB ÜLKELERİ EĞİTİM POLİTİKASI YÖNÜNDEN NEREYE KONABİLİR?

   Neo-liberal politikalar çerçevesinde, 80'lerden sonra ivme kazanan bir süreç dâhilinde, başta üniversiteler olmak üzere eğitim kurumları yeniden yapılandırılmakta. ?Bilgi toplumu’ değerler dizisi (paradigması), bu politikaların merkezine oturmakta, yapılanmanın mantığını oluşturmakta. Bu değerler dizisi söylemi, ancak rekabete dayalı bir anlayışla ekonomik gelişmenin sağlanabileceği ve bunun için hızlı, nitelikli, yönetsel bilginin üretilmesi ve toplumsallaştırılması gerekliliğidir. Verimli kaynak kullanımının sağlanması, yeni istihdam biçimleri, toplam kalite ve değerlendirme çalışmaları, eğitim ve araştırma faaliyetlerinin birbirinden ayrılması çalışmaları, bilgi iletişim teknolojilerinin üretiminin geliştirilmesi, yaşam boyu öğrenme yollarının geliştirilmesi, müfredatın standartlaştırılması, performansa dayalı derecelendirme sistemlerinin hayata geçirilmesi vs. bu söylemin gündemleştirdiği bazı başlıklardır.
   Rekabete dayalı anlayışın yerleştirilmesi ve rekabet gücünün arttırılmaya çalışılması, üniversitelerde bilim, teknoloji, işletme modelleri ve üretimin eklemlenmesi ihtiyacını doğurmuştur. Ve böylece, üretim sektöründe ve ticari işletmelerde rekabet gücünü arttırarak, verimlilik ve kar artışını sağlamak üzere geliştirilen bir stratejik yönetim modeli olan toplam kalite ve değerlendirme çalışmaları eğitim alanında da uygulanmaya başlanmıştır. Kaynakların verimli kullanımını ve gereksiz masrafları ortadan kaldırmayı hedefleyen bu model ile eğitimin ?kalite’sinin artacağı bekleniyor. Eğitime ayrılan kaynaklar (gereksiz masraflar) kısılıyor, sermaye ile doğrudan bağlar kurabilecek girişimci üniversite modelleri destekleniyor. Kaynak yetersizliği, bir yandan da müfredatın standartlaştırılmasıyla çözülebilecek bir ?verimsizlik’ olarak algılanıyor. Böylece üniversiteler, kaynak güvencesi yaratmak için kurumsal yapılarını piyasa koşullarına göre yeniden yapılandırıyor. Üniversiteler, hem bilgi ve becerilerin üretilmesi ve toplumsallaşması, hem müfredatın içeriğinin belirlenmesi, hem de yönetim ve finansman anlamında ticari modellere uyum sağlamaya başlıyor. Şirket tarzı yönetim modeliyle yapılanan üniversiteler, kâr en üst düzeye çıkarma (maksimizasyonunu) hedefliyor. Ders malzemelerinde, müfredatta standartlaşma ve paket programlar şeklinde düzenlenen bilgi, öğretmen-öğrenci ilişkiselliğinin üretimi olmaktan çıkıp, öğretmenlerin işlevlerinin azaldığı, öğrencilerin ise yalnızca satın aldığı bir meta haline geliyor. Piyasa kavramları çerçevesinde eğitimin verimliliği, işlevleri ve kalitesi tanımlanmaya çalışılıyor. Üniversitelerde ticari mantık hüküm sürüyor ve her türlü toplumsal ilişki, insani ilişki serbest piyasa ölçüt (kriterlerine) endeksli olarak yeniden kuruluyor. OECD’nin 1998 yılında yayınladığı bir rapor durumu çok güzel anlatıyor: ?…Günümüzde kurumsal liderler, yani rektörler, alışılagelmişin çok üzerinde bir yoğunlukta mali kaynak yaratmak, bütçeleme ve topluma sorumluluğun gereklerini yerine getirmek gibi sorunlarla uğraşmaktadırlar. Bu gelişmelerin ışığında, yükseköğretim kurumlarının yönetim yapıları, toplumun ve iş âleminin temsilini daha etkin bir şekilde sağlamak üzere değişikliğe uğramaya başlamıştır. Diğer bir deyimle meslektaşlar kavramına dayanan eski yapı, şirket modelini anımsatan girişimci bir yapıya dönüşmektedir…’
   Bu bağlamda, dünyanın her bir bölgesi kendine özgü politikaların taşıyıcısıyken aynı zamanda daha genel bir eğilimin de parçası durumundalar. Son süreçte, Türkiye’de eğitim alanında yaşanan birçok gelişme, uygulanmaya başlanan veya başlanamamış birçok proje Avrupa eğitim politikaları ile yakından ilgilidir. TÜSİAD’ın 2003 yılında yayınladığı, yüksek öğrenimin yeniden yapılandırılması başlıklı raporda belirtildiği üzere; ?…Türkiye AB üyeliği yolunda önemli bir mesafe kat etmiştir ve üyeliği gerçekleşmese bile uluslararası platformda önemli rol oynamaya aday bir ülkedir. Bu açıdan bakıldığında, önümüzdeki 25 yılı perspektif olarak alarak ve düşünülmeyenleri bile düşünmeye çalışarak bir yüksek öğretim politikası ve uzak görüşlülük (vizyon) geliştirmek gereklidir’ O halde, Avrupa’da eğitim özellikle yüksek öğretim nasıl yapılanmakta? 1994 yılında, DTÖ bünyesinde imzalanan GATS anlaşması ile hizmet ticareti alanlarının liberalizasyonu öngörülmüştür. Bu noktada, kamu hizmetlerinin GATS’ ın dışında bırakıldığını ifade eden madde nedeniyle, eğitimin GATS kapsamında ele alınıp alınamayacağı bir sorun olarak belirmiştir. Akademik derecelerin tanınması ve kalite güvencesi burada sorun çıkaran birtakım boşluklardır. Bu boşlukların doldurulması ve GATS’ ın eğitim alanında geçerli olması çabaları sonucu, 1999 yılında 29 Avrupa ülkesinin yüksek öğretimden sorumlu bakanları, eğitimin ticarileşmesi önündeki engelleri kaldıran ve düzenleyici bir çerçeve niteliği taşıyan Bologna bildirge (deklarasyon) imzalamışlardır. Bugün GATS çerçevesinde, yüksek öğretim alanının serbest rekabete ve piyasaya açılması konusunda taahhütte bulunan toplam 40 ülke vardır (Berlin’de katılan son imzacılarla beraber). Türkiye ve 12 AB üyesi ülke ise ilk imzacılardandır.
   Bologna süreciyle, bir üst başlık olarak, 2010 yılına kadar uyumlu ve bağlı bir Avrupa yüksek öğrenim alanının gelişmesi hedeflenmiştir. Serbest rekabete ve piyasaya açılacak bu yüksek öğrenim alanının gerçekleştirileceği bu süreç dâhilinde bakanlar, iki yılda bir, bir araya gelerek izleme grubu tarafından hazırlanan ilerleme raporlarını incelemekte, yüksek öğrenimin serbest piyasaya açılabilmesi konusunda gerekli ihtiyaçları tespit edip, gerekli altyapının kurulmasını sağlamaktadırlar. 2001'de Prag’da ve 2003'de Berlin’de toplantılar düzenlenmiş, 2005 yılında ise Norveç’in Bergen kentinde bir toplantı düzenlenecektir. Son Berlin toplantısıyla yayınlanan Berlin bildirisi ile kurumsal, ulusal ve Avrupa düzeyinde kalite güvencesi ve kalite güvencesinde ortak yöntem ölçütleri geliştirmeye, 2005'e dek tüm ülkelerde iki aşama sisteminin -lisans ve lisans sonrası düzeyler olarak- uygulanmaya başlanmasına, iş gücü, düzey, öğrenim sonuçları ve yeterlik konularındaki nitelikleri tanımlamak çabasındaki yükseköğretim sisteminde uyumlu ve karşılaştırılabilir nitelikler çerçevesinin hazırlanmasına, öğrenciler ve öğretmenlerin hareketliliğine ve serbest dolaşımına engelleri kaldırmaya, yaşam boyu öğrenim etkinliklerini kapsayan, öğrenci hareketliliği ve uluslararası müfredat oluşturmada önemli olan ECTS’ yi (Avrupa kredi transfer sistemi) geliştirmeye, uygun kalite güvenliğini faal olarak hayata geçirebilmek için müfredatın kolayca okunabilir ve karşılaştırılabilir derecelerle birleştirilmesine dair taahhütte bulunulmuştur. Böylece oluşturulacak Avrupa yüksek öğrenim alanı ile, Avrupa’daki üniversite eğitiminin rekabet edebilirliği arttırılmakla beraber, bölgesel düzeyde Avrupa’nın serbest ticaret piyasasında rekabet gücü arttırılacaktır.
   Birçok Avrupa ülkesi bu süreçte tüm bu hedeflere uygun reformları yürürlüğe koydular veya koymaktalar. Peki, Türkiye ne aşamada? Türkiye,1995 yılında GATS’ a imza atan, ancak eğitim ?sektörünü’ serbestleştirmesi temel koşuluyla Dünya Bankasından (DB) krediler alan ve Bologna bildiriminin ölçütlerini (kriterlerini) yerine getirmediği koşulda AB kapısında kalacağının bilincinde olan bir yerden davranıyor. 80'lerin başından bu yana, sancılı bir süreç olsa dahi, eğitimi piyasaya açmaya çalışıyor. Küresel sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak ‘84, ‘85, ‘87, ‘88, ‘90, ‘98, ‘02 yıllarında çeşitli eğitim projeleri için DB’ den yüklü krediler almış bulunmakta. Bu kredilerden biri olan ?Milli Eğitimi Geliştirme Projesi’ kapsamında, 1990'da, DB’ den alınan kredi desteğiyle, toplam kalite yönetmeliği (TKY) uygulamaları eğitim alanında başlamıştır. Bu model ile üretimin her alanı, karı arttırmak için yeniden düzenlenmelidir ve yapılan birçok reformla bu yeniden düzenlenme sağlanmaya çalışılmıştır. TKY ile tüm kavramlar piyasaya uyarlanmakta, rekabet, verimlilik, kar, müşteri gibi kavramlar eğitim öğretim kurumlarında yerleşmektedir. Örnek olarak, öğretmenleri aday, öğretmen, uzman, başöğretmen olarak dört kariyer basamağında performans, kıdem ve ÖSYM sınav sonuçlarına göre hiyerarşik olarak sıralayacak ve ücretlendirecek son yasa ile paylaşma rekabete, mesleki dayanışma yarışmaya dönüşecektir. Esnek çalışma eğitim öğretim kurumlarında ?başarıyla’ uygulanacak, sözleşmeli personel sayısı artacak, iş güvencesi ortadan kalkacak ve dolayısıyla kaynakların ?verimsiz’ kullanımının önüne geçilecektir. TKY anlayışında ?kaliteli’ daha çok kar getiren anlamına gelmekte, kaliteli mal ve hizmet üretme süreci, çalışanların birbirleriyle rekabet koşulları altında performanslarını yükseltecekleri varsayımına bağlanmaktadır.
   Kalite tanımı yapılırken karşımıza çıkan kilit kavramlardan biri ?müşteri’dir. İç ve dış müşteri tanımları yapılmalı, onların deneyimleri, ihtiyaçları, beklentileri doğrultusunda mal üretilmeli veya hizmet verilmelidir. Eğitim alanında iç ve dış müşteriler öğrenciler, veliler, sanayi ve iş adamları ve yeri geldiğinde öğretim görevlileridir. 2003 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nin çalışanlarına dağıttığı, iç ve dış müşteri tanımlarının yapıldığı, müşteri beklentileri doğrultusunda hizmet gerekliliğin vurgulandığı ?Hizmet ve Sahiplenme Bilinci’ adlı broşür, giderek daha az yadırganan bu kavramların kullanımına bir başka örnektir. Yine, 29 Ağustosta Radikal gazetesinde yayımlanan bir haberin başlığıysa oldukça açıktır: ?Mesleki eğitim piyasaya uyarlanacak: hedef, öğrenciyi piyasanın talebine göre eğitmek’. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sosyal ortak diye nitelendirdiği TOBB, TÜSİAD, TESK, Türk-iş gibi örgütlerin hazırladığı bir proje dâhilinde pilot okul olarak 30 ilden seçilen 104 okulda eğitim öğretim bu sosyal ortakların görüşleri doğrultusunda verilecek. Bu okullardan mezun olacak öğrenciler de AB standartlarına(!) uygun ISCED 97 (Uluslararası Eğitim Standardı Sınıflandırması) sertifikası alacak. Projenin amacı ise, mesleki eğitim sistemini AB standardına yükseltmek ve iş piyasasının ihtiyacına cevap vermek olarak konuyor. GATS ve Bologna sürecine uygun olarak, Türkiye’de meslek liseleri, üniversiteler ve diğer eğitim kurumları ?iş çevreleri’ ile daha organik ilişkiler kuruyor, geleneksel yapılarını değiştirip hem sanayi üretiminin ihtiyaçlarını karşılama hem de nitelikli ?işgücünün’ eğitilmesi işlevini üstleniyor.
   Rekabet gücünün arttırılmaya çalışılması ve uluslararası sisteme uyum çabası yüksek öğretim alanında üniversiteleri, küresel ağlarla eklemlenmeye de itiyor. AB üyesi ülkeler arasında öğrencilerin, öğretim görevlilerinin serbest dolaşımını destekleyen ERASMUS, SOCRATES, LEONARDO da VİNCİ, YOUTH gibi programlardan, üniversite düzeyinde işbirliği sağlayan SOCRATES programına Nisan 2004'te Türkiye de girmiş bulunuyor.
   Programa katılımı teşvik için de MEB şöyle açıklamalarda bulunuyor: ?…AB’nin eğitim standartları konusunda bilgi sahibi olmalıyız, …yapacağımız projelerle, yatırdığımız giriş parasını da ülkemize döndürmüş olacağız, …bu programlara katılım AB’ye üyelik yolunda olan ülkemiz için çok önemli vs. vs.’. Bu programlarla ortak eğitim politikaları, meslek standartları ve kalite birliği sağlanmaya çalışılıyor. Ne de olsa farklılıklar aynılaştığı ve birbiriyle karşılaştırılabilir duruma geldiği oranda sayısal olarak tanımlanabilir ve ölçülebilir bir ?verimlilik’ anlayışı içinde değerlendirilebilir. Bütün bunların yanı sıra, ?90ların başından bu yana üniversitelere dair, üzerinde çalışılan çok sayıda reform ve değişim taslağı bulunuyor. Bunlardan kimisi dönemin toplu durum (konjonktür), kimisi oluşan tepkilerden dolayı yasalaşamamış, kimisi ise birtakım mali veya başka boşluklar sayesinde uygulanmakta ancak henüz yasalaşmamışlardır. TÜSİAD 2003 raporunda, dönemin YÖK Yasa Taslağına girmesi çok olumlu bulunan ?Yaz Okulları’ maddesi bunlardan biridir. Üniversitelerde bir 3. dönem olan yaz okulu uygulamalarında, öğrencilerden normal dönem harç ve kayıt paralarının bir buçuk, iki katı kadar fazla ücret alınmaktadır. Bu uygulamaların başarısı için öğrenciler yaz okuluna gitmeye teşvik (gerekirse normal dönemlerde derste bırakılarak) edilmektedir. Üniversite yönetimleri ise finansal yapılarının sisteme uyumundan ve kendilerine mali hususların tespitinde esneklik tanınmasından memnun görünmektedir. Nitekim bu durum raporda şöyle belirtilmektedir: ?…Bazı üniversitelerimizde başlatılan ?yaz okulu’ uygulamaları, ilk başta mali hükümler açısından boşlukta yapılan programlar olup, üniversitelerimizin mevzuata rağmen geliştirdikleri çok faydalı bir yenilikti…’. Buna benzer bir başka durumdan ise bu raporda şu şekilde bahsedilmektedir: ?…günümüz üniversitelerinde yasaların boşluklarından yararlanılarak ortaya çıkan devlet üniversiteleri vakıf sistemi hiç de tesadüf olmayıp üniversiteler için döner sermaye yerine kaynak yaratmanın en önemli aracı haline gelmiştir. İstenen ise bu durumun, 1991'de YÖK tarafından hazırlandığı haliyle ?Özel Statülü Üniversiteler Yasası’ ile yasalaşmasıdır.(1991' de dönemin Bakanlar Kurulu tarafından onaylanmış ancak Resmi Gazetede yayımlanmadığı için düşmüş (kadük) olmuştur. Bu gibi yollarla üniversiteler, kendi kaynaklarını bulmak ve güvence altına almak için kurumsal yapılarını piyasa koşullarına göre yapılandırıyor, şirketleşiyor. Bu rapor da, yüksek öğretimin piyasalaşması sürecinde girişimci, parlak öneriler sunuyor.
   Sonuç olarak eğitimin her alanında ve özellikle yüksek öğretimdeki reform ve değişiklik süreçlerinin farklı dışavurumlarını bütünlüklü bir yeniden yapılandırma sürecinin dışavurumu olarak değerlendirmek gerekir. Neo-liberal politikalar ekseninde bilgi metalaşıyor, tüm eğitim kurumları ticarileşiyor, şirketleşiyor, piyasalaşıyor. Tüm tanımlar değişiyor. Şimdi sistemin değiştirdiği tanımları yapı sökümüne uğratmanın zamanı…


KAYNAKLAR

1. Tuzcu, G.(2006) , Avrupa Birliğine Giriş Süreci ve Eğitimde Vizyon, Ankara: Nobel Basım evi

2. AB Türkiye İşbirliği Derneği (TURKAB),(2005)Öğretmenler için AB kılavuzu, Ankara: Devlet Kitapları Müdürlüğü Basım evi

3. Ankara üniversitesi-Avrupa Topluluğu ve Uygulama Merkezi (ATAUM),(2003)ATAUM Bülten, Ankara

4. Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (www.abgs.gov.tr),01.10.2006

5. OECD(2002),Eduational at a Glance-OECD Indicators,s.53,s.258,s.www.europa.eu.int/eurostat ve Türkiye için DİE (12.12.2006)

6. OECD (2000),Education Policy Analysis.ve (2003),www1.worldbank.org/education,

7. Construction Knowledge Societies:New Challanges for Tertiary Education htt://www.antimai.org

8. Ankara Üniversitesi Avrupa Birliği Eğitim Programları web sayfası
http://www.ankara.edu.tr/faculties/educational/haberler/AB_programlari1.htm

9. Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Dairesi Başkanlığı (Ulusal Ajans) http://www.dpt.gov.tr/ulusalajans/

10. Avrupa Birliği ve Türkiye http://www.canaktan.org/ekonomi/avrupa-birligi/anasayfa-ab.htm

11. Türkiye AB ilişkilerini düzenleyen hukuki metinler (Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı) http://www.dtm.gov.tr/ab/Ab.htm

12. Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği (Burslar Hakkında Duyurular) http://www.deltur.cec.eu.int/main-t.html

13. Avrupa Üniversiteler Birliği Ana Sayfası http://www.unige.ch/eua/

14. Avrupa Konseyi Anlaşmalarının tüm listesi http://conventions.coe.int/treaty/EN/cadreprincipal.htm

15. Avrupa Birliği resmi dokümanları http://europa.eu.int/abc/off/index_en.htm

16. Eğitim Öğretimde Avrupa İşbirliği http://europa.eu.int/comm/education/introduction_en.html
17. Avrupa Birliği ve Yükseköğretim (YÖK) www.yok.gov.tr/egitim/ab/avrupa.doc
18. Danimarka Uluslar arası Eğitim Programı (Kredi ve Kredi Transferi) http://www.disp.dk/Academic/Credits.shtml
19. ODTÜ Avrupa Birliği Ofisi  http://www.po.metu.edu.tr/euoffice/
20. ODTÜ (ERASMUS Çalışmaları)http://www.po.metu.edu.tr/issa/
21. Avrupa Birliği Ülkelerinde Yaşam Boyu Eğitim Politikaları, Yüksek Lisans Tezi, Ş.Erhan Bağcı, Ankara, Şubat, 2007





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Esra Ceran( esraakgulcerangmail.com ), 18.05.2016, 13:17 (UTC):
Tebrikler! Çok güzel veriler ve çıkarımlar. Emeğinize sağlık. Öğretmenlerimiz bu yazıyı okuyup sorunları çözmek için ihtiyaçlara yönelik projeler yapsalar keşke!
Bir de 4+4+4 sistemine geçişte okullardaki öğrenme yaşının düşürülmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Okul öncesi eğitimin artırılması konusunda sonuca kısa yoldan gidiş miydi sizce?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  Bugün 23 ziyaretçi (49 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=