M.ARSLAN
  KALABALIKLAR ARASINDA YALNIZLIK
 

                                   KALABALIKLAR ARASINDA YALNIZ KALMAK

  Gelin bir özeleştiri yapalım... İçimizdeki iyiyi, doğruyu, güzeli alıp; kötüyü, yanlışı, çirkini atalım ne dersiniz?

  Herkes birbirinin kurdu olmuş... Kuyu kazmak ve gönül kırmak doğal bir hal almış. En güç iş, dost bulmak ve dost kalabilmekte artık... Vicdanlarınıza şu soruyu sormanızı istiyorum. Zamanımın ne kadarını insanlara ayırıyorum ve ne kadar anlayışlıyım? İşte bütün mes’ele bu... Karanlığın ışığa kavuşması gibi bir şey...

  Hem insanları muhatap almayacağız hem de dostsuz kalmaktan yakınacağız. Bu tutarsızlık degil de nedir? Bu noktadan hareketle işe kendimizden başlayalım. “Ben kimim ve bu hal neyin nesi?” Sorusunu bütün benliğimize soralım. Bu gerçek karşısında tir tir titreyelim. Aksi takdirde kalabalıklar arasında bir başımıza kala kalırız.

  Şehrin havası, gürültüsü kör kütük sarhoş eder bizi. Gözümüz görmez, kulağımız duymaz, gönüller den yükselen feryada kimseler aldırmaz olur. Bir başımıza ve derbeder oradan oraya savrulur dururuz. Oysa mücadele devam edebildiği sürece yenilgi yoktur insan için... Çünkü yaşam son nefese dek direnmek ve kazanmaktır.

  Zamanı saçlarından yakalamak, onu kendi lehimize çevirmek istiyor isek hosgörü iklimini kendimize ölçüt almalıyız. Nerede bir haksızlık, zulüm ve anlayışsızlık varsa öncelikle kendi vicdanımızı suçlu sandelyesi ne oturtup sorgulamalıyız. Şayet kabahat bizde ise kendi öz elimizle ipimizi çekip; kendi öz ayağımızla sandelyemize vurup hatamızı ortadan kaldırmalıyız.

  Saplantılarımıza ve fikr-i sabitlerimize (önyargı) kurban aramak ise amacımız, bilelim ki asıl kurban edilmesi gereken önyargılarımızdır. Bunun acı bir çıkarımı olan şu yargı son derece manidardır. İnsanlığı yok eden gücün kaynağı yine insandır.

  O halde ne duruyoruz? Bugünden ve andan itibaren sehpamıza kuralım ve bütün önyargılarımızı silip atalım. Muslukları açıp bütün pislikleri akıtalım. Arınalım kin ve nefretten...

  Geçmişimizi ne dövünme ne de övünme vesilesi yapalım. Onu bir aşama olarak değerlendirelim. Unutmayalım ki; gök kubbe altında yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir, eski bir fikrin yeni bir elbise giymişidir. Bu elbise övünmeyle dövünmek arasındaki hayati çizgini ta kendisidir.

  Ön yargılarından sıyrılmak, teşekkül etmiş şahsiyet, terbiye görmüş irade, uyanık bir şuur, fikir ve haraketlerine sahiplik, onurlu bir karekter ve ilke adamlığı gerektirir. En yakınlarımızdakinden en uzağımızdaki insana kadar herkesi kıyafetleriyle karşılayıp fikirleriyle uğurlama erdemine ne zaman sahip olacağız? Önyargı ile öngörüyü ayırt etmemiz için daha ne kadar kan dökülecek ne kadar zeka heba olacak ve ne kadar genç çıkmaza düşecek Allah (c.c) bilir.

  Eleştiri oklarını kendi dışında herkese yönelten insanın gerceye ulaşması mümkün müdür? Beşer şaşar ifadesi uzun bir tecrübenin ürünü değil midir? unutmayalım ve kalbimizin kapısına altın harflerle şu sözleri yazalım ki; insanlık adına en büyük adımı atmışızdır.

  Hayatı, insanları daha iyi anlamamız, her şeyi ve herkesi koşulsuz sevmemiz dileğiyle... 

 Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alnınız ak olsun!






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  Bugün 14 ziyaretçi (20 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=