M.ARSLAN
  OKUMAK NEDİR?
 

OKUMAK NEDİR?

  Okumak ve bir şeyler öğrenmek, ufkunu genişletip,ileriye daima ileriye gitmek heyecanı insanın özünde vardır. Öğrenme isteği ise kendine verilmiş en büyük lütuflardan biridir. Bu itibarla okumak bir saadettir. Öyle bir saadet ki doyum olmayan zevkini, lezzetini ancak derin bir idrâk ve huşu içerisinde ona geçek anlamda ulaşabilenler bilirler. Nazım veya nesir güzel bir eser, emek ürünü, his ve fikir yüklü bir kitap; insanı basit, günlük endişelerden, şu veya bu şekilde ki huzursuzluklardan, dedikodulardan kurtarır. Onu zihnimiz ruhunun hür ufuklarında dinlendirir. Büyülü bir iksir gibi hazzın enginliklerinde huzura erdirir.

  Sahi niçin okuyoruz? Bu soruyu kaç insan kendi kendine sormuştur acaba? Niçin okumak zorundayız? Bu soruya kaçımız cevap aradık? Gözbebeğimiz olan gençlik, bunalım ve keşmekeşlik içinde kaybolup gidiyor. Bu hâl neyin nesi hiç düşündük mü? Fazla dayanmayan kumaş hükmünde olan gençlik günlerimiz neden harap olup gidiyor? Bunun bir çözümü olmalı değil mi?

  İnsanın en azından kendisini tanıyıp bilmesinin ve bundan hareketle bir çok şeyi öğrenmesinin yolu okumaktan ve onun tabii sonucu olan ilimden geçer. Buna hizmet etmeyen bütün gayretler ise, boşunadır. Ne tekim bilindiği üzere büyük Mutasavvıf, Anadolu Alpereni Yunus Emre bu gerçeği : ''ilim ilim bilmektir. İlim, kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.'' şeklinde tespit eder. Asırlarca hemen her millete bunca kitabın yazılması ve insanların da onları okumaktan biran bile geri durmamasının asıl sebebi, hiç şüphesiz kendi varlıklarının şuuruna erebilme ve yeni şeyler öğrenebilme yeteneğidir. Bu öyle bir yükseliştir ki hem onurlu hem de bilinçlidir. O halde yerinde saymak istemeyen, ileriye dönük hamleler yapmak yetkisini taşıyanlar; şahıslara ve olaylara kısır bir açıdan bakmaktan, isabetsiz ve hissî hükümler vermekten kurtulurlar. " At gözlüğü " takmaktan vaz geçerler. Olayları ve fikirleri geniş bir açıdan algılarlar. Aktarıldığı gibi kabul etmekten ziyade araştırır, hakikati ortaya çıkarırlar.

  Okumaktan, bilgisini artırıp ufkunu genişletmekten korkan tembeller; Dünyaya, çevrelerinde olmuş ve olacaklara akıl erdirmeye, ayak uyduramayan dar kafalılardır. Zamana binip at gibi koşmak varken kahvehane (Ben bu kavramın yerine tembelhaneyi uygun buluyorum.) köşelerinde zaman öldüren vatandaşlarla (Bu kavrama da yatandaş demek gerek.) hangi çağdaş uygarlık seviyesine gidilir? Ya da böylesi rehavete kapılmış büyüklerimiz bize ne kadar model teşkil eder? Cevabını siz verin.

  Okumak erdemdir. Bu erdeme sahip olmayan insan, düşünmeden, muhakeme etmeden kendi aklınca kararlar alır; bu kararlardan da son derece katı kurallar ortaya kor. Çünkü bunların öncelikle hayata bakış açıları dardır. Ancak belli bir doğruyu takip ederler. Kendileri de idrak edemedikleri, okumadıkları için, bir labirentin içinde döner dururlar. Okumak, aramak ve bulmaktır. Bulmaktansa kasıt, mutlu olmaktır.

" Aklımız ve gönlümüzle yolumuz açık anlımız olsun ! "






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  Bugün 23 ziyaretçi (67 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=