M.ARSLAN
  AY YÜZÜNE VURUNCA
 

ÖN SÖZ 

“ Yüreğim sızlar yok mu yarama merhem?

Gözlerindir yârim ama heyhat onlar da mahrem ”

   İyilik, güzellik ve doğruluk adına ne varsa şahsında toplayan, sözleriyle gönül telimi titreten, inancındaki sarsılmaz sağlamlığıyla da kararlılık numunesi eşime...                   

Maddî ve manevî varlığıyla daima desteğini esirgemeyen şiir zevkiyle beni en çok etkileyen anneme...

 teşekkür ediyor ve diyorum ki;

“ Sevgiyle dolun... Benimle kalın... ” 

 Bilge kişiliği, manevî derinliğiyle akıl ve gönül dünyamda müstesnâ yere sahip kıymetli Hocam Tacettin ŞİMŞEK’e

saygı ve selamlarımı sunuyorum... 

 Kelkit’imizin yetiştirdiği değerli büyüğüm, şair, gazeteci-yazar Ali Coşkun HIRİK ağabeyime katkılarından den dolayı

saygılarımı sunarım... 

Resimlerin çiziminde kıymetli zamanını ayırarak yardımlarını esirgemeyen meslektaşım Serhan SEVİNÇ’ e teşekkürü bir borç bilirim...

 Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alnınız ak olsun. Akıl ve gönül birlikteliğini kurmamız dileği ile...




NE KIZILAY NE ULUS

Garip sesler geliyor kulağıma...
Sabah ezanıyla yola çıkan aklım
Geriye dönmedi hâlâ!..
İçmediğim sigaranın dumanını üflüyorum
Gelmeyeceğini bile bile sevgili bekliyorum
Sıhhiye köprüsünde...
Sonra , sen geliyorsun aklıma.
Telaşlı gözlerin...
Gizli gizli bakışların...
Yağmur yağıyor , hayallerim sırılsıklam
İnsanlar telaş içinde koşuşturuyor...
Depremler çökertmiş sevda yurdumu
Sevda çalan sazımın akordu bozuk
Gönül sitemim göklere ermiş
Hiçbir şey eskisi gibi değil
Ne Kızılay ne Ulus...
Kocatepe'deki huzur da kalmamış
Koskoca şehirde yapayalnızım...
Misk kokan sokaklar zehir sunmuştu bana
Artık
Kardelen çiçeklerini yaban eller besler oldu
Baksana!
Deren de onlar değil mi?



ACIYA GARK OLDU YÜREK

 Ne çileli başın varmış ey dostum!
Gözlerinde çizgi çizgi efkâr var
Mutluluğa hasret çekti hep gönlün
Baharında ıstırap var, boran var...

Evlâdın var, sevgilin var, anan var
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...

Ne yüceydi sevdan gönle sığmazdı
Dizlerinde derman mı var, hâl mı var
Beyazlara bürünmüş de saçların
Her gecende acılar var, gam mı var

Evlâdın var, sevgilin var, anan var
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...

Sevdan büyüktü, dünya da küçük
Kaderinde mutluluk yok firkat var
İki büklüm olmuş yaralı kalbin
Bakışında tane tane sitem var...

Evlâdın var, sevgilin var, anan var
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...

Ne hayallerle gittiğin yerde
İmdi mutluluk yok, acı var

Bulgur bulgur yaşla dolmuş mavi gözlerin
Duruşunda ağıtlar var, buhran var...

Evlâdın var, sevgilin var, anan var
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...

Haberin geldi çaresizmişsin
Tabiplerde ilaç mı var, can mı var
Acın dinsin diye çok dua ettim
Azrail'de bu sevgiye kin mi var

Evlâdın var, sevgilin var, anan var
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...

Adın gibi çetin bir hayata çattın.
Bu âlemde sevgi mi var aşk mı var?
Her ahında sabreyleyip şükrettin
Meleklere komşu mu var, dost mu var?

Evlâdın var, sevgilin var, anan var.
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...

Sevdâlar hep böyle ölüm mü kusar
Büyük aşıklar neden hayata küser
Komşular toplanmış ağıtlar yakar
Ölümler böyle işte, ocaklar yıkar...

Evlâdın var, sevgilin var, anan var
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...

Haberin geldi yenge, kavuşmuşsun Allah'a!
İstediğin oldu bak, ermiş oldun huzura
Geride kalanlarda ağıt mı var, yas mı var
Dualarım seninle, giresin cennetlere...

Evlâdın var, sevgilin var, anan var
Gece gündüz hep ağlatan yaran var...


SAKLI SEVDÂ

Güvercin bakışında
Saklıdır benim sevdâm.
Ağlamak, sızlamak
Nafile artık.
Çünki gitti.
Ve bir daha
Gelmeyecek.
O güzel vuslata ermeyecek.
Güvercin bakışında
Saklıdır benim sevdâm...

Dostlarım gelir diyor.
Oysa bilmiyorlar ki;
Her akşam batan güneş,
Doğan güneş değildir.
Güvercin bakışında
Saklıdır benim sevdâm...

Her anım bin sancıyla geçer.
Yığınlar altındayım...
Nerede bir zulüm varsa
Ben onun derdindeyim.
Güvercin bakışında
Saklıdır benim sevdâm...

Sevdâlar tozlu kaldı.
Zamanın raflarında
Nice ulular girdi.
Toprağa birer birer
Nice dilber uğruna
Çekildi bin bir keder.
Güvercin bakışında
Saklıdır benim sevdâm...
Sonra...
Dağlar delinmedi mi
Acılar dinsin diye.
Yürekler yarılmadı mı
Şirinler girsin diye.
Güvercin bakışında
Saklıdır benim sevdam...

Âtide bir sevdâm var
Ben onun peşindeyim.
Herkes geçim derdinde
Ben onun izindeyim.
Güvercin bakışında
Saklıdır benim sevdâm...



İKİNCİ KİŞİ OLMAK

" Ne olurdu birinci kişi olsam " dedi yüreğim.
Sonra gerçekler geldi aklıma.
Seni benden aylarca uzaklaştıran gerçekler.
Çetrefil duygular yani!
O , hep kaçtı.
Ben , hep umdum.
Kitaplarım sırdaşım oldu.
Sordum sordum.
" Hayatım boyunca keşkiler hep sürecek " diyordun.
O son mesajında...
Oysa bilmiyorsun ki beni sana bağlayan
Gözlerin var, bakışın var aklımda
Sevgi dağının kara vedâ ettiğini söylemiştin ya!
Bir bahar akşamında
İşte bu şiiri o karlı dağdan yazıyorum sana
Bir de müjdem var
Dinlersen eğer !
Biliyor musun ey sevgili yâr?
Belki de ağyâr...
Karlı dağdan yazıyorum demiştim ya!
İşte sana karlı dağın hikayesi :
Ben onulmaz dertlerin sırdaşı
Sevgililerin döktüğü gözyaşıyım yamaçlarında.
Öyle ermez her akıl benim sırrıma.
Bilesin ey dilber-i rânâ.
Sözlerin var, kaçışın var aklımda...
Sırrımda yok olmak gönül işidir.
Efkârım dağ gibidir dumanlarla örülü
Sevdâmın adı meçhûl dualarla örtülü...
Patikaları var gönül dediğim dağın
El olmak korkusuyla yandı kül oldu bağrım.
Basar basmaz bir katran bağrıma bakışların,
Bilesin ki vuslat var, benim serv-i revânım...
Beyazlara büründüğün gün ne kadar da güzeldin.
Herkes de bakar amma seninki çok özeldi.
Yıllar ne çabuk geçti üzülse de yüreğim.
Gittiği her yerde beni sorsun isterim.
Vefasızlık kıskacından sakın nasip almasın.
Güneşe değil ama Ay'a hiç darılmasın.
Çünki Ay'da vuslat var, âşıklar buluşmada
Benim hassas yüreğim gün geçtikçe yanmada...
Derler ki "sevdâlılar her dem ölür, her dem yaşarlar"
Ben ölüm peşindeyim yaşamak ona kalsın.
Kaşlarına meftunum dertlerin benim olsun...



AY'A YAKARIŞ

Diyor ki: " Siz hep böyle yapıyorsunuz.
Güneşi gösterip Ay'ı saklıyorsunuz. "
Diyorum ki: " Güneş herkes için var.
Oysa Ay yalnızca âşıklara parlar.
Uykusu tutmayanlara başka dünyalar sunar.
Âşk beziyle bezenmiş nurlu âlemler kurar.
Ey candan özge can olan dilber. "
Diyor ki: " Geceler karardı Ay parlamıyor.
Sinem yaralı her gün kanıyor.
Düşünmekten kafam ağrıyor.
Uktelere bir yol bulamıyorum. "
Diyorum ki:" Gecende Ay olsam girsem düşüne
Bakışlarım alnına değer mi acep?
Ağrıyan başını göğsüme koysam.
Uktelerin bir bir diner mi acep?
Bu sevda da vuslâtın türküsü saklı.
Yasaklar diyârında bakış da farklı...
Ey servi boylum  ceylan bakışlım.
Bu gece de rüyamda senle dolaştım. "
Diyor ki: " Bırak da içimde kalsın âşka dair sözlerim.
Açma kapanmış yarasını yüreğimin.
Gecemde zaten Ay'sın, bakışlarına ulaşamam.
Bu başın sahibi var, başka göğse koyamam.
Yasaklar diyarında sen benim yasağımsın.
Bırak da  o gözlerin yasağım diye kalsın.
Bitsin artık sürmesin, bu hikayenin devamı.
Yüreğim istemez oldu o acı dermanı.
Bir çift göz var onlarla öleceğim.
Yasaklar çiğnenemez, yüreğime gömeceğim. ”
Diyorum ki: " Efkârım dağ gibidir.
Yüreğim senden yana...
Sana âşık şu gönlüm.
Uğruna olsun fedâ.
Diyor ki:   " Ay ışığını güneşten alır.
Bu sevdâ tohumunu nereden alır? "
Diyorum ki: " Ay Güneş'e muhtaçtır nurun alır kendince...
Bu sevdanın tohumu  gizlidir gözlerinde.... "



VUSLÂT DİYÂRI

Bir elimde dün
Bir elimde yarın
Vuslât diyarına giderken
Adım adım...
Bilesin ki peşindeyim
Benim ser-i revânım...

Geçmişten geleceğe uzanan nursun.
Ne keşmekeş gönlüm var, uğramaz bana huzur.

" Ne olacaksa olsun " deyip
Kaçıp gizleniyorsun
Olsun be gülüm olsun
Belli mi olur
Belki bir gün beni de bulur huzur

Gündüzleri yorgun,
Dalgın dalgın bakarsın
Geceleri âşk diyarında
Hüzünlü türküler tutturup,
Her dem çağlar, ağlarsın...
En güzel şiirleri okurken kulağına
Yüreğimi dağlarsın.
Vuslât diyarı yakın...



VUSLÂT

Bu sabah sen geldin aklıma
Mamûr başın ve hummalı bakışlarınla
Dertlere dermandı yine sözlerin.
Bu sabah yine sen geldin aklıma
Nazlı yamaçlarında dolanıyorum sevdâ yurdunun.
Ölümcül güller
Gönderiyorsun yorgun gönlüme...
Sonra
En içli türküler mırıldanıyorsun
Kulağıma...
" Olmaz” diye bitiriyorsun nâmeni
Bir bilsen gözleri telaşlım.
Dağ başlarında nasıl üşüdüğümü.
Ama nafile!
Manasız her şey.
Tek hayalin var ruhuma dolan
Bir daha da çıkmayan.
Biliyor musun derbederliğimi?
Buhranlı gecelerimi,
Hayalinle süsleyip
Âşk deryasına daldırdın bu çaresiz
Yüreğimi...
Ah!... O sitemin yok mu?
Bil ki ölümüm senin elinden olacak...



BU ADAM

" Ay Hanım'a âşık kitaplar sevgilisi
Bir gençliği arıyor, hiç bilmez ki kendisi "

Ve bir gece daha uyumadı
Bu adam.
Sabah koyu kızıl bulutlarıyla
Ak düşmüş şakaklarına
Hüzün getirdi.
"Sabır!"dedi bu adam.

Tâ ötelerden gelmişti.
Yorgundu yani...
Nice beş binler görmüş
Kocaman kocaman
Kitaplar okumuştu.
Dokunsalar ağlayacaktı.
" Şükür! "dedi bu adam.

Bunca dert arasında
Yalnız olmak isterdi.
Gülücükler dağıtır
Hep kederler dererdi.
Tan yeri ağarınca
" Zikir! "dedi bu adam.
Esaret zincirleri akıllara süs olmuş
Gençler heves peşinde
Kitaplara küs olmuş.
Bu adam neylesin ki
Çarklar böyle dönmekte.

Açtı ellerini Mevlâ'ya ağlayarak.
Ya Râb! Asım'ın nesli nerde?
Mehmet'ler hep mahkum mu?
Serden geçen yürekler
Neden korku içinde?

Bir akıl ver Allah'ım!
Okuyup öğreneyim.

Asım neymiş? Mehmet kimmiş?
Serden bile geçeyim.
Ya Râb! Ya Râb!
Bir akıl ver bir gönül ver
Ki bu sırra ereyim.
Yüreklere, zihinlere,
Ummânlara gireyim.
Gerçek neymiş
Okuyup öğreneyim.



AKIL VE GÖNÜL

Her şey kıvamında olmalı.
Akıl ve gönül at başı gitmeli örneğin
İnsan ya tam sevmeli.
Ya da hiç ümit vermemeli.
Sonra bir kucak sevgi,
Bir bağ akıl,
Bir demet çiçek,
Bir nefes düş,
Bir zerre merhamet,
Bir katre gülüş,
Bir ufak bûse,
Bir müddet sükût,
Bir içli iltifat,
Bir dem hüzün,
Bir damla gözyaşı,
Bir el emeği ve göz nûruyla yoğrulan
Sıcacık yuva...
Sonra ne mi olur?
Bu dünya cennet olur mesela...




SEN GİDERSEN RUHUM AĞLAR
Üstâdım Ahmet KABAKLI’ya

Hayli zaman oldu sen gideli üstâdım.
Duyduklarım hasret dolu bir “oy” dedirtti yürekten.
Gönülleri burkan bin sitem var dilimde,
İçimde yanık bir türkü çatlatıyor beynimi.
Daha dün şuracıkta konuşmuştuk seninle.
Biliyorsun içimde kanayan yaralar var üstâdım.
Bunca acıma ancak sende olur devâlar.
Yanılırsın, yanarsın yalnızca gözün ağlar.
Bende bu ayrılığa topyekün ruhum ağlar.



BANA GÖRE


Okumak;

aramak ve bulmaktır,
bulmaktansa murat mutlu olmaktır.

Ağlamak;

çatlatırcasına beyni yormaktır,
yormaktansa murat acıyı anlamaktır.

Düşünmek;

var olanı yoktan tutup almaktır,
almaktansa murat Allah'a inanmaktır.

Sevmek;

melâl denizinde yüzüp yok olmak gibi bir şey
aslında her şey...

Sevmemek;

Yok, yok! olmaz böyle şey!
ölmek gibi bir şey...



ASIM’IN NESLİ

Mehmet Akif’in aziz hatırasına...

Henüz on yedisinde,
Yani hayatın en güzel devresinde,
Yaşam manzumesinin ilk satırında,
Bir yiğit biliyorum.

Duruşuna yandığım,
Vebâlim sandığım,
Nur yüzüyle ferahladığım,
Bir yiğit biliyorum

Öylesine manidar, öylesine keskin ki sözleri
Her zerresi bir atom gibi
Dağlıyor yürekleri.
Bölüyor bütün düşleri...



KIRILGAN YARINLARIN SEVGİ ÇİÇEĞİ

Hoşça kal...
Dilinde bin bir sitemle
Kovduğun günden beri
Bil ki Bu şehirde yaşamıyorum.
Her anımda bin "âh" besliyorum.
Hoşça kal...
Ben gidiyorum.

Gözleri yağmur yüklü bulutlar gibi
Kaskatı duruşlar arkasında
Sımsıcak hisleriyle
O çok güvendiğim aklımı
Bir bahar sabahı
Dertlere salan dilber,
Hoşça kal...
Ben gidiyorum.
Hoşça kal... Hoşça kal...
İmdi tertemiz bir geçmiş bırakıyorum.
Geride ellerine
İstemesem de...
İmdi kavga dolu yarınlara koşuyorum.
Zebani kâbuslar bölüyor hep düşlerimi...
Yaşanan onca güzel günden sonra
Kan revân içinde yığılıyorum.
Bu şehrin ortasına
Kırılgan yarınların sevgi çiçeği diyorum.
Adına
Bilemezsin ki
Sözlerin nasıl kurşun misali
Paramparça ediyor yüreğimi.
Her gece gökyüzünde seyrine daldığım dilber,
Hoşça kal...
Ben gidiyorum
Hoşça kal... Hoşça kal...



UMUDUM YARINLARDAN KESİLDİ

Fuzûli heveslerle geçmiş bunca zamanım
İşte tanıdım seni sensin serv-i revânım

Sende mest oldu gönlüm saçıma aklar düştü
Aldığım her nefeste kokun yâdıma düştü

Ye'ise düşen kalbim sende buldu teselli
En ulvî duygularım sende etti tecelli

Yorgun akşamlarımdan sabaha buhran kaldı
Gitti ömrün baharı geriye hicrân kaldı

Gam günü geldi çattı ,  ayrılık var kapımda
Âşk şarabın sunduğun kaşların var aklımda

Umudum yarınlardan kesildi birer birer
Sensiz geçen her anın acısı bin bir keder

Ulaşılmaz doruklarda çırpınıyor yüreğim
Zamansız ve mekânsız hep ağlıyor gözlerim



UNUTMAM BİLESİN

Ellerinle zehir sunsan
ben içerim
bana getir...

Ölüm benim içimdedir
gir desen
gireceğim
bilesin...

Ben gidince her şey biter
diyorsun
bu imkansız bitiremem
bilesin...

Bende senin çok sırların gizlidir
sil diyorsun
bu imkânsız
bilesin...



SEN GİDİNCE

“Rahmetli Muharrem MUTLU Ağabey’ime...”

Sen gidince
Bir hüzün çöktü Kelkit üstüne.
Yüreğime bin ağrı indi.
Ecel girdi düşüme.
Ağaçta yaprak gazel,
Bahçemde güller perişan oldu.
Her şey sen gidince başladı.
Ve yine her şey
Bir hayal oldu sen gidince.
Sen buradayken ağrı nedir bilmezdim.
Oysa şimdi
Düşlerim sancıyor gülüşlerimi.
Dostluklar hep senden hatıra
Bilesin...
Selamın gelir uzak yerlerden.
Vakit tamam lakin
Bakan yok pencerelerden.
Ben işte her gece böyle
Geçerken kabrinin önünden
Bin yaş dökülür.
Gözlerimden
Yüreğim her dem görmek istiyor seni.
Uzansam da dokunamayacağım yıldızlar gibi
Yokluğunla her günüm kararıyor bilesin.
İsterim ki uykuda da düşlerime giresin.



BİR DEĞİL BİN CANÂNSIN

Beni toprak alır,
sen almazsın
Bana gökler ağlar,
sen ağlamazsın
Bende yürek sızlar,
sen hiç tınmazsın
Ben , “ sen, sen ” diye diyâr diyâr gezerim.
sen hep kaçarsın.
Ben sevdâ yurdumda
bir taht kurarım.
Sen yıkarsın.
Oysa sen yürek  içre
bir can
bin canânsın...



AY YÜZÜNE VURUNCA

Akşamın karanlığında yollarda dolaşan kim?
Yüreğine nakış nakış sevdâyı işleyen kim?
Yolları bitmez mi sanır günün bittiği yerde.
Geçmişi yalan mı sanır pişmanlık perde perde...

Uzaktan uzağa yâri görür mü sanmış.
Sızlayan yarasına dermân bulur mu sanmış.
Ağlasın gece gündüz hiç dinmesin gözyaşı.
Tuz bastıkça kıvransın hiç bitmesin sancısı!..



AY  KIZ

Gecemde " Ay "
Gündüzümde " Güneşsin "
Sakin bir ruha nisbet
Yüreği çağlar durur
İlmik ilmik gönlünde,
Hicrânı bağlar durur
Yüreğindeki yangın
Ellerinde kor olmuş...
Attığı her adımda
Var olanlar yok olmuş....
Geçmişimi andırır ona ait ne varsa
Âşkım mirasım olsun eğer razı olursa
Sanki tomurcuk gibi
Açan gül gibi taze
Ne olurdu Allah'ım!
Görebilsem gönlümce...
Onda bin erdem saklı
Bulmaya vardı gönlüm
Ağlanacak halime
Gülmeye vardı gönlüm
Hayat yirmi yediyi buldu
Gönlümle nakış nakış işlediğim
Bekâr odamda yaşıyorum
Kimsesizim...
En sevdiğim kitaplarım...
Bir de yeni yeni tanıdığım
Gönül şehrim.



ÖLÜMMÜŞ AYRILIK

Bir kriz...
Bir buhrân...
Bir melânkolik çatışma...
Tarifsiz ve telafisiz geçen zamanlar...
Akıl almaz,
Dile gelmez güzelliklerin,
Sessizce kayıp gitmesi
O çok güvendiğim aklımdan.
İçime dolmasını istediğim o billur sesin
Sonra uykularımı bir bıçak gibi bölen sözlerin
Neredesin ey sevgili
Bir köşeye sıkışmış,
Mutlulukla korku çağrışımları gönderen,
Yüreği yaralı ceylan,
Sevdâsına tam yiğit,
Acısına hüzün yüklü,
Nerdesin?.. Kiminlesin
Hangi zamanlar gelirim aklına
Bilmem ki
Vakit öylesine dar,
Günler öylesine sıkıcı,
Sensizlik yüreğime öylesine ağır ki
Dayanamam...
Alıp bu yorgun başımı
Ve muzdarip yüreğimi
Gitmek istiyorum meçhûl diyârlara...
Senle yaşadığım bütün hatıralarımı da alıp yanıma
Gitmek istiyorum Ferhât'lar Şirînler diyârına
Bilmem ki
Hangi asırda gizledin benliğini
Sonra, hangi şehre verdin o güzel düşlerini?
Sana köle olmuşken çekip gitmek de niye?
O akrep kıskacı bakışların ki bilirim kiminle.
Yüreğimdeki sancı,
Alnımdaki çizgiler,
Şakaklarımdaki ak,
Ve bütün benliğimi kuşatan
Acımasız düşünceler
senden hatıra...
Gözleri yağmur yüklü bulutlarla kenetli,
Düşleri binbir gece masallarına eş,
Olan sırdaş!
Duruşun, bakışın, git deyişin
Yaktırıyor gemilerimi…



YARI YEŞİL YARI  BUĞDAY SARISI GİBİYİM

" Dağınık saçlar gibi perişansın.
Yoksa seni böyle perişan kılan sevgilin mi var? "
Mavi bir gökkuşağı altında,
Ya da zifiri bir karanlık şafağında,
Bir yıldız kayması gibi sessizce...
Ve ağlamaklı gözlerlevinin önünden...
Seni sevdiğimi
Hiç kimseye söylemeyeceğim
Bir seni düşleyeceğim
Gündüzler ortasında
Bir seni yanı başımda...
Yine de vefalım,
Seni sevdiğimi
Hiç kimseye söylemeyeceğim
Bir zemheri ortasında
Buz yerine
Seni koyacağım yüreğime
Gözlerim seni arayacak
Dar sokaklarda...
Sonra ferahlık bulsun diye
Dilim hep seni haykıracak
Ellerim tutmak için
Kaybolan düşlerimi,
Kim bilir kaç asır çabalayacak?
Yine de vebalim,
Seni sevdiğimi
Hiç kimseye söylemeyeceğim
Bir ikindi rüzgarıyla
Sokak ortasına savrulmuş,
Yarı yeşil yarı buğday sarısı
Talihsiz bir yaprak gibiyim
Aklım firârda...
Gönlüm param parça...
Yine de sen yoksun yanımda
Yarı yeşil yarı buğday sarısı gibiyim.



MERHABA

Merhaba!
Kır çiçeğim

Ben arın
Bir gün ansızın gelip
Özünü alıp
Çekip gideceğim
Hoşça kal bile demeyeceğim
Ve seni daima seveceğim.

Merhaba!
Gül bakışlım

Ben gizli sevdan
Bir şafak vakti
Yarı uykulu gözlerine bakarak
" Toplan, gidiyoruz " diyeceğim
Bu diyârdan...

Merhaba!
Cennet kokulu yârim

Parmaklarından tanıdığım
Kendimden bile kıskandığım
Sevgili
Eskisi gibi sakız çiğniyor musun ?
Evetse cevabın
Ki eminim öyle...
Bir falım sakızıyla yanına geleceğim.
Annemin de deyimiyle:
" Bir feriştah olsam da yine, sana yalvaracağım "
Ve seni daima seveceğim
Merhaba!



SEN GİDELİ BU ELDEN

Günlerdir bambaşka bir diyârdayım
Hasretle yanıyor içim...
Savruluyor yine saçlarım sensizlik girdabında
Sen gideli inan bir değil, bin ak düşüyor
Saçlarıma...
Ellerim göklerde bak
Gözlerim tâ öteden gelecek nuru beklemede
Kulaklarım, sesini duymak için sukûtu kollamakta
Nafile biliyorum
Ne var ki;
Şu perişan gönlüme bir türlü söz dinletemiyorum
Geçmişi doya doya içimde duymak için
Gezdiğim yerler geliyor aklıma
Sonra,
Hani hasreti kazıdığım ağaç var ya
Bir görsen nasıl serpilmiş etrafına...
Dal budak salmış,
Yaprakları gün sayar gibi vûslatımıza
Bir bir dökülüyor yol ortasına
Eğilip,
Bir yaprak alıyorum elime
Damar damar seni işlemek için yüreğime.
Ferhat gibi Mecnun gibi
Garip bir ölüm soğukluğu veriyor bedenime.
Ürküyorum...
Patika yollardan tırmandığım orman,
Nazlı ceylanı kaybetmenin acısıyla
Yanıyor.
Oturduğum kaya,
Simsiyah olmuş efkârından
Kana kana suyundan içtiğim pınar,
Gidişine ağıt yakmış isyanından
İçinde gezinirken geçmiş günlerin
Bir yusufçuk kuşunun müjdeci sesiyle uyanıyorum



MÂZİ – ATÎ - MUTLULUK

Mazî,

ölçülemeyecek bir süratle gelip
alnımıza saplanan,
geride yalnızca
derin bir "Ah!" nidâsıyla
yürekleri parçalayan
tarifsiz bir acıdır.

Atî,

her  geçen gün bin bir ümitle gelip
aklımızı kurcalayan,
sonra yalnızca
masum bir "keşki!" deyimiyle
katlimize fermân okuyan,
meçhûl bir ülkedir.

Mutluluk,

hep umduğum ya da
bulduğumu sandığım,
yoluna serdiğim gençliğimi
bir çırpıda silip attığım
bir türlü tanımadığım
hayaller muamması
mutluluğum.



NE OLDU SANA GÖNLÜM

Ey gönlüm!
Nedir derdin
Ne diledin hep verdim
Yoksa...
Sana bir hal olmuş olmasın?

Geçmişi buram buram
Bakışlarımda kenetleyen
Sonsuz bir kudret iksirisin.
Tarifsiz bir haz veriyorsun
Gecelerime...



RUHLARIN IŞIĞI YOK

Zaman çok acımasız bütün okları bana dönük!...
Rüyalar bölük pörçük ruhların ışığı yok...

Sevgiler zamansız yeşerdi, gözlerimde uyku yok
Anladım seni dünya , sende bana huzur yok!...



ÂŞK

Âşk, bir yok oluştur sevgilinin gönlünde
Âşk, yokla var arasında tatlı bir serzeniştir
kaybedilen zamana...



DÖRDÜNCÜ MISRANIN ÖLÜMÜ

Uykularım kaçıyor her gece yarısı
Gözlerim seni arıyor her yerde
Sen git! Ben gelmiyorum.



SEVGİ VE GÖZ

Sevgi...

Kapkara bir geceden
Aydınlık sabahlara
Ümit dolu bakış gibi
Sabırla örülü
Ve
Yalnızca bana özgü
Ölüm soğukluğuna eş
Vefakâr bir kardeş

Göz...

Bütün zorluklara rağmen
Yaşanan birkaç günün
Anısıyla ışıl ışıl...
Ve yaşanamamış
Bunca hayalin hüznüyle ıslak ıslak...
Yarı neşeli yarı sitemli
Biricik sevgili



BU ASIRDA HER KALBİ
SARMAZ BÖYLE BİR SEVGİ

-Giderken... -
" Ay'ın peşindeyim beni Güneşe götürecek
Boşlukta başka bir şey yok yıdızlar ceplerimde... "

Bu asırda her kalbi sarmaz böyle bir sevgi
Damla gibiyim
Göl sularında kaybolan.
Rahmet gibiyim
Çöl ortasında savrulan.
Karmaşık bir sır gibiyim
Akılları kurcalayan.
Seni bulmak için daldığım rüyalardan
En güzel anılarla uyanıyorum
Sen " Varılmaz bir hedef. " diyorsun.
Kurduğum planlara
Ben " Dilersen her şey olur. " diyorum.
Sevdiğini söylüyor ve kaçıyorsun
Sana gelmek için yine sabır atımı çatlatırcasına
Dörtnala
Sevdâ şehrinin kalesine dayanıyorum.
Bin bir engel de olsa yarınlarda
Bil ki ey kurban olduğum
Gökteki en parlak yıldızım
Diye isim koyduğum
Unutma ki;
Bu asırda her kalbi sarmaz böyle bir sevgi
Mecnûn gibi Ferhât gibi...



ELVAN ELVAN HASRET

Yüreğin ateşlenmiş âşk çölüne düşmüşsün.
Leyla'sını arayan o Mecnûn'a dönmüşsün.

Acıyı yüreğine serpe serpe ekmişsin.
Gönlüne de elvan elvan hasreti işlemişsin.

Karşına kim çıkarsa hep beni sorarmışsın.
İsmimi söyleyemez "yâr" diye anarmışsın.

Mecnun sensin, lakin Leyla kimdir bir düşün
Bu yolla seni Mevla'ya götürür müyüm?

Cevabın "evet!" ise bir izahım var bilesin.
Benim de yangınım var, gönülle söndüresin.



AY'DAN KALAN...

Çözüm yok diyorum sana artık sormamalısın.
Gözlerim gülüyorken yürek kana boyansın.
Yalanlarla süslenmiş güzel sözler boşuna
Bu sabah anladım ki sen ona sevdâlısın.

Öylesine gördüğün bir rüyaydı murâdın.
Kavuştum dediğim anda, kayboluyor serâbım.
Acıdan zevk alan gönül, bin bir neş’eyle doldu.
Yapılan birçok plan, inan ki hayal oldu.

Gözler önündeki perde yavaş yavaş çekildi.
Ölesiye düşündüm gece geç bir vakitti.
Mazi bir film gibi geçti gözüm önünden.
Seyrettim her şeyimi bugünümden dünümden.

Bir zamanlar ay ve güneş sunmuştum sana.
Sen güneşi seçtin Ay kaldı karanlığa.
Özümde olanları sabaha karşı anladım.
Bir seher vakti derin uykulardan uyandım.

Yüreğimde sonsuz bir âhtı yârimden kalan
Ellerimde ise Ay'dan kalan birkaç yalan...


GİTMEK İSTİYORUM

Acılar içinde geçen günlerimin
Gece mi gündüz mü olduğunun farkına varamayan
Ben ve karşımda terkedilmişliğin musallat ettiği
O zalim geceler...
Yaşamak ama nasıl?
Gitmek istiyorum uzaklara
Çok çok uzaklara gitmek...
Mehmet Akif gibi sahrâlara...
Necip Fazıl misâli kaldırımlara...
" İn, cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık
Biri benim, biri de sen ey serseri kaldırımlar "
Mısralarını doya doya içimde duymak
Bulutlu bir gökyüzünde
Şimşek çarpmasından da elîm sonuçlar doğuracak
O titrek sesin kulaklarımda...
Dargınım ama sana değil,
O bana bakmaya korkan gözlerine
Hasılı sana dargınım
Henüz bütün ihtişamıyla karşımda duran
Vefâsız yüreğine...
Hayat tecrübesi : " Hata bende imiş... "
Ve " Benmişim kendime en büyük ceza "
Oysa ne hayallerle çıkmıştım yola
Sevgiliye verilecek en büyük ceza
Âşk uğruna yanıp bitmekmiş meğer
Bütün ümidimi bir anda zifiri karanlığa çeviren
Bu kanlı şafaklar,
Ak sütün içindeki ak kılı sezebilecek kadar
Keskin olan kalp gözümü
Kör edemedi...
Yalnız bir şey var ki;
Varlığımı silip götürecek tesire sahip,
O, biçâre gözlerimin baktığı yönde
Benim için bir güneş timsaliydi
Öyle de kalacak...
Belki benim olmayacak ama
Gündüzleri güneş, geceleri ay gibi parlayacak
Zihinlerde tasarlanan...
Korkunç senaryoları aşikâr kılacak
Bütün olumsuzluklara rağmen
Âşkı canlı tutmaya çalıştım heyhat!
Gel gör ki: " O bir ince ruh
Bense etten bir kılıf "
Anlatamadım
Öylece oturup yandım
Halime
Leylîlere
Mecnunlara
Sevilmeyenlere...
Bir de talihsiz sevdâlara...
Acımasız zamanlara ağladım
Yeter artık!
Bu çile bitmeli
Yoksa ben biteceğim
Böyle değildim biliyor musun?
Artık şairin dediği gibi : " Melâli anlamayan nesle aşinâ değiliz "
Kimi geceler bütün mahlukât uykuya daldığı zaman
Uykusuzluktan gözlerim kızarır
Aklım dururdu sanki...
Sonra büyük keşifler yapmış gibi " buldum , buldum!.."
Naraları atardı yüreğim
-Hayat buymuş, gerisi  yalnız laftan ibaretmiş-
Meğer yalnızlık ne güzelmiş
Bazı duygular paylaşılmazmış meğer…
Gerçekte girift olanı
Yalnızken ve severken anlarmış insan.
Yıldızların sessizce akışı...
Gök mavisi...
Dolunay...
İçli bir dünya...
Benim dünyam yani
Her şeyiyle
O güzelim gecesi ve boğucu gündüzüyle
Benim olan dünya...
Hepimizin, sizin de dünyanız
Âh o semâlar yok mu?
İnsanı rüyalar âlemine taşıyan semâlar
Koynunda Ay'ı saklayan,
Ve geceleri güzel yüzünü gizleyen semâlar...
Olağanüstü güzelliğiyle Ay'ı bana sunan semâlar...



BAŞKENT'TEN

Başkentten yârin şehrine
Bin bir özlemle dolu yüreğimin
Kan revân içinde olduğunu
Söylesem ne söylemesem ne?
Sensizliğin sokağında büyük bir hüsrânla
Darmadağın uykuların esiri olduğumu
Bilsen ne bilmesen ne?
Mogan gölünü ayaklarımın altına seren
Bir tepeden nemli gözlerle
Ay'ın su yüzeyine akseden görüntüsü
Eşliğinde
Aklım yine firâr ediyor sevdânın ülkesine...
Göl kenarında kumrular,
Âşk na’meleri söylüyorlar birbirlerine
İçim gidiyor , yoksun diye
Usulca sokulup yanı başlarına
" Ben geldim "
Desem ne demesem ne?
Eğilip bir avuç su alıyorum
Bir yıldız kayıyor gökyüzünden
Ölüm gelip götürsün diye bu şehirden
Binlerce dua dökülüyor dilimden
İmdi ürküyorum,
Kaçacağım artık senden
Hem bunca sitemden sonra
Görsem ne görmesem ne?
Anladım artık muradın ayrılıkmış
Olmayacak sözlerdense maksadın,
Kusurlar aramakmış
Olsun!
diyorum



KELKİT'E KAR YAĞIYOR

İçim alev almış yanıyor
Dört duvar arasındayım beni kimse duymuyor
Bedenimi pencerenin önüne sürüklüyorum
Kelkit'e kar yağıyor...

Yüreğim yıllardır nasibini alamadı şu karlardan
Her lapa bir alev gibi düştü içime
Gülmedi hiç yüreğim ne ülküden ne yârdan...

İki gözün bakışı yüreğime oturmuş
Çelişkiler beynimde yıkılmaz tahtlar kurmuş
Gönlümün söylediğini aklım kabul etmiyor
İçimde yangınlar var
Kelkit'e kar yağıyor...

Yârin saçına karlar değer mi acep?
Her tanede yüreğine alev düşer mi acep?
Dilimde onun ismi, içimde kor özlemi
Her nefes bir ateş gibi kül ediyor içimi
Hayaller bir nebze, yangını söndürmüyor
Pencereden bakıyorum
Kelkit'e kar yağıyor...



VUR BENİ

Son kurşunun olayım yüreğine at beni
Canından can olayım al ruhuna kat beni
Gece oldu bak sarıyor Ay beni
Güneşim ol ısıt beni, yak beni

Adını bağırırım sessiz sessiz
Yankılanır sesin kulağımda
Şu gecenin cellat vaktinde
Ne olursun duy beni!..

Yeter bu hasrete dayandığım
Yeter ızdıraba saplandığım
Yeter yarama tuz bastığın
Bas tetiğe vur beni!..



AY VURSA PENCEREDEN

Bıktım artık bu soğuk düşüncelerden
Beni anlamayan hissiz gözlerden
Anlasam sitemini inceden
Ay vursa pencereden...

İmdi saat üç gözlerimde uyku yok
Sevdiğimin yüreğinde anladım ki sevdâ yok
O bilge adam gelse, alsa götürse beni
Sevdâsından kaçacağım
Yeryüzünde mekân yok

Ey bilge adam! Sana sesleniyorum
Kulaklarınla değil, yüreğinle duy beni
Gecemde yıldız olan gözlerine diyorum
Uzaklarda olsan da hayalimi kur
Gör beni...



BU ÖMÜRDE

Bulutlu bugün hava
en az kafam kadar...

Ne yağmur yağıyor ne ben ağlıyorum.

Düşüncelerim sisli
hiçbir şey seçemiyorum.

Bilirim bu ömürde bir vakit yağmur yağar.

Bu gözler aslında bir defa ağlar...

Bu ömürde bu yürek bir defa yanar... Bir ev ki sımsıcak duygularla örülü
Bir sevdâ tufanıyla yakıyor şu gönlümü.

Bahçesinde kokusu yayılırken güllerin,
Benim bahçem de sensin, en güzel gül gözlerin.



YILDIZLAR CEPLERİMDE

Bir damla yaş düştü gözlerimden bu vakit.
İnsanlar zalim, insanlar hain, insanlar basit.
Ucuz imgeler peşinde koşuyor bedenleri.
Ah!.. Bir anlasalar ruhumdaki halleri.
İnsanlar anlamazlar ıslanmış hayalleri.

Ağlamaya değmez desem de engel olamadım işte.
Zor düşünceler saplı durur beynimde...
Ay 'ın peşindeyim beni Güneş'e götürecek.
Boşlukta başka bir şey yok.
Yıldızlar ceplerimde...



YILDIZLAR VE ÂŞKIM

Geceleyin balkondayım elimde efkârım var.
Gökyüzünde yıldızlar, yüreğimde âşkın var.
Yollar engel olmasın, duy sesimi gül bakışlım.
Dün gece hayalinleydim, yeni hislerle tanıştım.
Bak masamın başındayım, yolları gözlüyorum.
Bir akşam gelmişsin ya!
Her vakit bekliyorum.

Beklemekten bıkmadım ama isyânım var sevdâna.
Gizlilerde düşündüğün o güzel canânına.

Yetti her gece beklediğim.
Yetti bunca sabrettiğim.
Alacaksan al güzel gözlüm,
Yetti günaha girdiğim.



DEVRİMCİNİN İTİRAFI

Beyninde eylem gerçekleştiremeyenler,
İşi bedenlerine havale eder,
Meydanlara düşerler....

İlk değil ama bu vatandan son kaçışın.
Allah biliyor ya, bir batağa saplanmışın.
Ah!.. İmkânsızı gerçek olur sanmışsın.
Gece gündüz boş hayale kanmışsım.
Ne yazık ki toz tembe yalanlara dalmışım.

“ Emeğim! " diye yazdın helâli kalbine.
" Kurtuluşum " diye bastın özgürlüğü sinene.
Bin dert ekledin her eylemde birin üstüne.
Geç anladın meğer derdin de yalanı varmış.
Bu gönül de işte böyle yalanlara kanarmış.



İNADINA VURGUNUM

Namluları bir bir dayasan da gövdeme
Ellerin bin kez dokunsa da tetiğe
Vurulmam!

Sana sevgim var diye bin sitem etsen de
Gözlerime bakarak "sevmiyorum" desen de
Alınmam!

Aşinâ olduğun evin kapısını açmasan
Yazdığın mektuplarda bir selam yollamasan
Darılmam!

Hakkımda karar verip kalemimi kırsalar
Seherlerde bir sehpa da benim için kursalar
Sen üzülürsün diye
Asılmam!

Bir gün "gelin " diye başkasına varırsan
Bu sevdanın üstüne toprak gibi basarsan
Yine de başkasının
Olamam!
Çünki ben inadına vurgunum sana…



YEŞİL CAMÎYE ve MAZÎYE

Gözlerim dalıyor şehrin karanlığına.
Tâ uzaklardan görünen yemyeşil bir ışığa
Yıllar geçse de acep hatırlayacak mı?
Yanından geçerken ismimi anacak mı?

Sabahları yüreğime işleyen bir ses gelir oradan
Bakınca görünüverir ağaçlar arasından.
O yeşil duvarlar içinde huzura durmuştuk onunla.
Dileği kabul olsun ettiği o duayla

Ay'a inat parlıyor gecenin gözüymüş gibi
Rengiyle kıskandırıyor yeşil gözlüleri.
Ben gecelerde o renge hiç rastlamadım.
Ondan başka içimi titreten bir cami bulamadım.

Ne duruşu var karşımda ne  sesi kulağımda
Hayali girmez oldu geceleri rüyama.
Rüzgarda kokusu yoktur diye menekşe kokluyorum.
Yeşil camîye hasret dualar ediyorum.



MAZÎLER ÖLÜMSÜZDÜR
ÖLEN  BENİM

Zaman ne de çabuk geçti değil mi?
Kirli ellerinle boğazıma taktığın kelepçe
Ey zaman!..
Bilsen ne büyük acı veriyor yüreğime.

İmdi " Herkes kendi yoluna " diyorsun.
Oysa bilmiyorsun ki;
Benim yolum sensin.

Gel ki bu muzdarip gönlüm dirilsin
Ve zaman daraldıkça git gide
Bil ki yine ölen benim mazim değil
Anlıyor musun?.



ADINI BÜTÜN ZAMANLARA KAZIDIM

Gönül telimi titreten yalnız sensin.
Bu gurbet akşamında
Boşluğa atılmış bir ok misali
Uykularımı bölensin.
Sensiz hiç yapamıyorum buralarda.
Adını bütün zamanlara kazımışım.
Bir vakit gaflet doluymuş her anım
Geç anlamışım.
Bir çocuk gibi göğsüne abandığım dünya
Güllerini derdiğim
Her halini sevdiğim
Yalan dünya.
İmdi gidiyorum bak buralardan.
Hayatın kucaklayan ferahlığıyla değil
Zebâni kabûslarla
Ve zemheri soğuklarıyla gidiyorum
Bilinmez bir diyâra.
Dört bir yanı kin ve nefretle örülü
Cadı kazanı misâli
Bana revâ gördüğün bu sevdâdan
Hak adına haksızlığı yaşatan
Bütün insanlardan
Ve hele hele senden
Her şeyden de öte senden
Nefret ediyorum.



MEVSİM HEP ZEMHERİ

Sen benim için bir yıldız misali
Gökyüzünde
Yüreğime su serpip
Usulca kaydın gönül şehrime.
Ayrıldığım günden beri
Zebâni kabûslara kaptırdım
Bedenimi...
Ve yüreğimde fırtınalar kopar
Tutunduğum dallar bir bir kırılır
Mevsim hep zemheri olur.



YAZIK

Kara yazgı denilen bu olmalı.
Bir ömre sığmaz dediğim mutluluğum
Böylesi bir güne sığmamalı.
Aynı şehirde aynı günün akşamındayız.
Bir günün mutluluğunu gözyaşlarıyla soluyorum,
Yarınlara gül versin diye...
Hayatın onca yükü omzuma binmişken
Bir de senin için üzülüyorum.
Yine kızdım her şeye.
Mesela kapattım telefonumu
Kimse aramasın diye
Bu sabah senin rüzgarınla
Sımsıcak düşlerden sıyrıldım.
Ama yalnız
Sen dertli ben ağlamaklı gözlerle
Bir günü daha böyle tükettik, yazık...



ZOR GELİYOR

Bu âlemde yalnız kalmak
bedenime
zor geliyor...

Yâr ardından bakıp kalmak
gözlerime
zor geliyor...

Her yeri çok büyük ama
bu şehrin
şu gönlüme
dar geliyor...

Gönül sevdâlı fakat
söyleyince
ar geliyor...

Bahar gelse ne yazar
şu gönlüme
kar geliyor...

Dertler geldi azar azar
düşmanıma
kâr geliyor...



ANNEME...

Gözlerimde yaş mı oldun?
Damarımda kan mı oldun?
Yüreğimde can mı oldun?
Anne seni çok özledim.

Kelkit’imde yâr gibisin.
Dağlarımda kar gibisin.
Göğsüm yakan kor gibisin.
Anne seni çok özledim.

Dua et anne kabul eder Yaradan.
Çoktan bıktım bu garip Ankara’dan.
Kavuşalım yollarımız kar olmadan.
Anne seni çok özledim.




ELVAN ELVAN ÂŞK

Elvan elvan özlem dolu bir yüreğin sahibiyim
Ana derim, baba derim, yâr derim.

Hislerin çatışmasını yaşar gibiyim
Kibir derim,  gönül derim, aşk derim.

Zaman denilen dağın eteğindeyim
Dün derim,  bugün derim, yarın derim.

Sözcüklerin vurduğu sahildeyim
İlim derim, irfân derim, fen derim.

Göremedim solmuştur belki kır çiçeğim
Yüreğime bir dur derim bir git derim.

Bu yol için hüngür hüngür ağlar gibiyim
Kur’an derim, Resûl derim, Râb derim.



YÂRE BİR ŞARKI

Ne güzeldi günler senle yaşanan
Sevda türküleri gibi söylenen

Küçücük dünyamdı sana açtığım
Gelip girdin âşığım oldun

Kısacık ömrüme ömürler kattın
Yakıp gittin yıkıp gittin kül virân ettin

Kim bilir kim  bilir kimlerlesin?
Neredesin kiminlesin gelmiyor sesin

Dolunay gibisin içime doğan
Geceme, gündüzüme ışıklar saçan

İmdi çok uzakların yalnız kuşusun
Ahımsın eyvâhımsın gönül yaramsın

Kaç zaman oldu bu sensiz kaldığım
Uykulara, yastıklara içim açtığım

Derman umardım hep rüyalardan
Sensiz  koydu  sensiz koydu zalim geceler

Her  gece dua ile uykuya  dalıp
Sevgilim diyerek uyanıyorum

Bir melek  bekliyor  imdi  yolumu
Düşmanlar ne bilsin garip sırrımı

Her gece işte ben böyle dertliyim
Kederliyim, hüzünlüyüm gülmüyor yüzüm



TANRI DAĞLARINDAN ANKARA'YA

1881...
Türk milletinin ebedî feyzinden
Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisinden
Töresinden...
Gözleri masmavi
Yüreği zafere kenetli
Mamur başı,
Ve daima ileri ileri atılan adımlarıyla
Kan gölüne dönmüş bir diyârda
Balkanlarda...
Bir yiğit geldi dünyaya.
Daha çocuk denecek yaşta
Kocaman kocaman ülküler düşlüyordu.
“ Esarette yaşamaktansa ölmek yeğdir ”  diyordu.
Ve savaşlar...
Cephelerde aç ve susuz
Perişanken Türk eri...
Bin bir hüner ile donanmış ellerini
“ Ya istiklâl ya ölüm! ”  diye uzattı ufka
“Allah Allah!”  naraları titretirken her yeri
Korku nedir bilmezdi o yemyeşil gözleri...
Kadınıyla, kızanıyla tek vücut
Atıldı yalın kılıç düşmanın karşısına.
Biz kimleriz?
Biz Ötüken’den gelen Türk erleriyiz.
Esaret nedir bilmeyiz.
Tanrı dağlarında rüzgar gibi uğuldar,
Ankara’dan yarınlara koşarız.
Yurt için, millet için canlar fedâ ederiz.
Serden bile geçeriz.
Ey dâhi insan!
Gün geçtikçe artıyor yokluğunda acımız
“ Ana yurtta etrafa sel gibi taşan sensin ”
Soysuzluk tufanına çekilecek setsin sen.
Türk’ün son şahlanışı son Bozkurt’usun sen.
1939...



NEREDESİNİZ YİĞİTLER

“ Asım’lar Mehmet’ler nesline... ”

Son buseyi kondururken dalına yaprak
Çok erken düştü bahtıma firkât.

Her anı bin hicrân Âsım’ım nerde?
Bütün acılar neden toplanır serde?

Yarınlar sarardı bugünden artık
Bir çözüm ver Ya Râb şaşırdık kaldık.

Geçip gitti ömrüm gelmedi geri
Sevinci yıkıyor ızdırap seli...

Bu sefer yönümüz ölüme döndü.
Son sözün içimde bir kördüğümdü.

Duydum ki ak düşmüş ma’mur başına
Nice canlar fedâ oldu vatan uğruna.

Hakikat nesliyiz yolundan âzad
Sevgide Yunus’uz şiirde Üstâd.

Akifler Fazıllar Serdengeçtiler
Türklük pınarından bâde içtiler.

Ak ile karayı seçen yiğitler.
Kalp gözünü açıp giren yiğitler.

Muzaffer’e ilham veren yiğitler.
Yaradan uğruna serden geçtiler.




AYRILIĞA MAHKÛMUM

Varsın uzak diyarlara gitsin sevgi kuşları
Bir daha gelmesinler yurduma...
Bunca yıl ve bunca acıdan sonra
Mutluluk adına ne varsa alıp gitsinler
Ben acılarla yatıp kabûslarla uyanmalıyım
Ah eden gönüllerde sevdâ çiçeği beslemekti
benim suçum.
Biliyorum.
Cezama hiç gerek yok.
Ben zaten mahkûmum.
Hem bu bahar da mecbur muyum gelmeyen sevgiliye.
Bitmeyen gecelere.
Yaşanmayan günlere mecbur muyum?



DÜŞLER SERAB OLDU

Günler acımasız zaman bitmiyor
Hasret yüreğimde bir bıçak gibi...
Gözlerin hayalimden bir an gitmiyor
Bu düşler bir serap olacak gibi...

Düşler hep sancıyor yağmur yağıyor
Uzaktan bir haber gelecek gibi...
İki satır olsun bana mektup yaz
Yazacak ellerim mecâlsiz gibi...

Dayanmıyor artık ayrılığa yüreğim
Bu sancı beni öldürür gibi...
Gel de artık bitir özlemimi
Karanlık gözümde büyüyor gibi...



KALBİMLE SAVAŞ

Haziran geçti kurudu başak
Ben de kuruyorum bak yavaş yavaş
Yine gece oldu hadi kibrit çak
Yenmek kolaysa kalbimle savaş



YANIK TÜRKÜ

Sevdâ işle yüreğime
Nakışı gülden
olsun
Bülbül kondur şu gönlüme
Türküsü yanık
Olsun



MERHEM  -  MAHREM

Yüreğim sızlar yok mu yarama merhem?
Gözlerindir yârim ama heyhat onlar da mahrem.



MENEKŞE

Niçin boynun bükük durursun söyle
Senin derdin benimkinden çok mu menekşe?
Vuslât âşkı bende yanıp tutuşan
Seni üzen yoksa âşk mı menekşe?

Seni kimler ağlattı rengin bak solmuş
Benim içim kan ağlar gözlerin çeşme
Niçin böyle durursun âşık mısın birine?
Ben sevdim de ne oldu dertten başka menekşe

Hiç ayrılmaz mısın bağlanmışsın yârine
O zaman kaldır yüzünü göster güneşe
Benim cennet gözlüm gitti gurbet ellere
Hangimiz ağlayalım söyle menekşe?



SEFİL ŞEHRE VEDÂ

Yüreğime gömdüğüm anılarla
Yüzümde gözlerinin derin izleri
Burada son vereceğim gözyaşlarıma
Ve terk edeceğim artık bu şehri...

Dönüp bakmayacağım arkama bile
Uzadıkça uzayacak yollarım
Asırlar geçse de bu sefîl şehre
Bir selam dahi vermeyeceğim.



GEL BURAYA YÂR

Gurbet ellerde darda mı kaldın?
Yoksa kalbinden yara mı aldın?
Beni burda bırakıp ellere vardın.
Söyle kimlere sorsam seni yâr?

Yollara bakar ağlar bu gözüm.
Senden bir haber bekler şu gönlüm.
Seni beklemekle geçiyor ömrüm.
Söyle kimlere sorsam seni yâr?

Seninle kaçtı gitti var olan neşem.
Hayaller kuruyorum âh bir bilsen.
Ömrümüz birlikte geçer istersen.
Söyle kimlere sorsam seni yâr?

Şu karşı dağlara düşmeden kar
Yüzüne karşı vurmadan ayaz
Bu haberi alınca hemen bana yaz.
Girmeden mezara gel buraya yâr?



KIZIMA

Güneşin başağı yaktığı gibi,
Hasretin de öyle yakıyor beni.
Geceleri ayın doğuşu gibi,
Hayalin bölüyor hep düşlerimi.

Ah dudağı nakışlım.
Gözleri gül bakışlım.
Bir tek seni tanıyorum.
Bir tek sana alıştım.



ÖLÜMÜNE VUSLÂT

Dışarıda rüzgar ne deli görebilsen.
İçimdeki ateşi söndürebilsen.
O yollardan ter içinde gelip de
Şu soğuk ellerimi bir tutabilsen.

Bilirim dertlisin o günden beri.
Çaresiz beklersin her vakit beni.
Gözlerime dikip o gözlerinle
Yüreğimin fermânını okuyabilsen.

O taş duvarların çocuğusun sen.
Bir yanıp da bin kez yakanımsın sen.
Gece gündüz demeden kaldırımlarda
Bir ömür yılmadan bekleyebilsen.

Ölümüne vuslât isterim senden.
Ayrılığı sil at kaderimizden.
Bir türkü söyle tâ derinden
Ömür bestesini senle söyleyebilsen.



BİR BEN KALIRIM

Karanlık çöker şehrin üstüne
Yıldızlar altında bir ben kalırım.
Herkes yatar mutluluğun dizi üstüne
Boynu bükük gözü yaşlı bir ben kalırım.

Gecenin ızdırabı hep benim için
Dertlerin içinde mezar kazarım.
Yârin selamına kavuşmak için
Şafak sökene dek bir ben kalırım.



SEN OL

Seher yeline kapıl da söyle
Benim şehrime getirsin seni.
Betonlar arasından cennet haneme
Uçursun gökyüzünden bir kuş misali.

Ilık ılık ırmağa katıl da şöyle
Ruhumun kirleri aksın seninle.
Taşlar arsından ama hafifçe
Akıtsın damla damla seni gönlüme.

Kızıl güneşe çıkıp da şöyle
Alevini söndür sen doğ gönlüme.
Şafak sökerken şöyle güneşle
Çarpan sen olasın ilk kez gözüme.

Bülbüle de haber sal ötmesin öyle
Senin sesin yeter benim gönlüme.
Dolaş her bir yanı söyle her şeye
Her güzel sen olasın benim gözümde.



ERGENEKON BAYRAMI

Ben Atatürk’ün nesliyim
Dedem Oğuz Kağan
Adım Türk
Şükürler olsun ki bu vatan benim
Bu bayrak benim
Şanlı bir tarihin neferiyim
Atam “Çalış” dedi çalıştım
“Güven” dedi güvendim
“Övün” dedi övündüm
Ergenekonla yeniden dirildim
Nevruzlarla şenlendim
Bir gün Çinlinin kanlı kılıcı parlamıştı üstümde
Esir düştüm
Dedem Bilge Kağan ve ninem Ay Hanım ve binlerce Alp
Karar verdik dağı delmeğe
Çinlinin kanlı kılıcını sinesine vermeğe
Bir bahar sabahı Ötüken’de şenlik vardı
Işte bu bahar o bahardı.
Cumhuriyetle ölümlerden döndüm
Şeref duydum şanlı Türk milletiyle
Yeşil gözleriyle yeniden doğdum Mustafa Kemal’in
Bugün bayram sevin ey yüce milletim.



AYASOFYA CAMİİ

Ey islâmın parlayan nuru
Türklüğün emsalsiz şuuru

Ey ulu mabet!

Işıl ışıl yanan mabet
Ne olursun bizleri affet

Ey ulu mabet!

Asırlar oldu gülmeyeli yüzün
Mâzinde şan var âtinde hüzün

Ey ulu mabet!

Minarelerinden yükselen ezanların vardı
Bize hüzün dolu taşlaşmış duvarların kaldı

Ey ulu mabet!

Gözyaşıyla sulanan seccadelerin nerde
Galiba bize vuslat ölümün ötesinde

Ey ulu mabet!

Fethin ilk mescidi ilk sevdanın meyvesi
Geçmişinden utanan bu nesil neyin nesi?

Ey ulu mabet!

Ey hüznün acı meyvesi ey ulu mabet,
An gelir bu esaratten kurtulursun elbet.



MİSAK-I MİLLİ

Vere vere kalmadı misak-ı milli artık.
Milli olan ne varsa millilikten çıkardık.



GENÇLİK

Yiyip yutan, yol kesen, alıp götüren gençlik,
Sonra afaki nutuklarla dirildik diyen gençlik...



BİR NESİL

Bir nesil yetiştirdik Allah vehimdir diyen,
Kendi öz kafasını kendi eliyle yiyen...





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Menekşe Erdem( ), 07.05.2011, 16:05 (UTC):
Hocam şiirleriniz çok güzel. Menekşe adlı şiiri çok beğendim :)

Yorumu gönderen: Küßra Gündüz( serserimceza_06hotmail.com ), 27.11.2010, 17:17 (UTC):
Sevmek;

melâl denizinde yüzüp yok olmak gibi bir şey
aslında her şey......
sizi çok seviyorum hocamm



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın:
 
  Bugün 14 ziyaretçi (34 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=